Mahfi ilteber

Mahfi ilteber
@Cahitztrk
Serdengeçti gönül artık uslu dur
"Artık siz benim için lüzumsuz bir şeysiniz! Size erişe-memenin inkisarı içinde asıl erişilmesi gerekenin kim oldu-ğunu dehşetle görüyorum. Siz bana ne verseniz neticede, verebilmek kudretinde olmadığınızın ihtarcısından başka bir şey olamazsınız! Siz bana istediğimi veremezsiniz! Siz bir hayal, bir gölge, bir benzeyiş, bir remzden ibaretsiniz. Siz, mutlak yokluğunuz içinde, malikiyetin mahrumluğa dönen şekliyle karşıma mutlak varlığı, Allahı çıkardınız!"
Sayfa 177
Aşk
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Abdülhak Hamit
Lüsyen hanıma sorsanız şaheseri bilinen "makber"i ilk sevdiği ve evlendiği kadın, meşhur Fatma hanım ölmeden, onu ölmüş farzıyla yazmıştır. Korkunç sanatkâr hokabazlığı!.. -Lüsyen hanım o günlerdeki hanımı
Sayfa 137
Makber
Peyami Safa
Dostum Peyami Safa çeşitli mahsûller veren bir tarladır. Onda, sadece âdi ve beylik çiçekler yetiştiren küçük bahçelerin dar sınırları dışında bir şey var... Onda hem katırların yemesine mahsus yabani otlar, hem de ceylânların emmesi için baharlı filizler bir arada...
Sayfa 87
Peyami Safa
Nazım Hikmet
Nazım Hikmet, uzun boylu, Altun renkli saçları, çakır ve çiğ gözleri, çilli ve tozpembe yüzü, şapşal çehre hatları ve küçük ve yusyuvarlacık kafasıyle, insana ilk bakışta yakışık-lı hissini veren, bilhassa maymunvârî içeriye doğru tuttuğu sarkık elleriyle bu halini mühürleyen bir aptaldır. O kadar aptal ki biraz sıkıştırılınca "ben sizin yanınızda şahsiyetimi ve kafamı kaybediyorum!" diyecek ve yağlı kasketini altun saçlarına oturtup kaçacak derecede... Her şey onda, geri, ileri, sınıf, zümre, burjuva, köylü, patron, işçi gibi tabirlerle, Moskova tertibi ezberleme bir lûgaritma çerçevesi içinde ve birkaç kelimelik leke sabunu (prospektüs - târife)leri halinde...
Sayfa 83
Nazım Hikmet Ran
İnsan bu kadar hassas bir yerinden yakalanınca, bilmem, irade diye bir şey kalır mı?
Sayfa 51
İrade