Ortak emek yerini bireysel emeğe, toplumsal mülkiyet özel mülkiyete ve centil düzen sınıflı topluma bıraktı. Bu dönemden beri, insanlığın tüm tarihi, sosyalist toplumun kurulmasına kadar sınıf mücadelelerinin tarihidir.
Üretici güçlerin büyümesi ile birlikte, insanların hayvancılık ve ziraatteki emeği, insanların geçimi için gerekli olandan daha fazla geçim aracı vermeye başladı. Artı-emeğe ve artı-ürüne, yani bizzat çalışanların beslenmesi için gerekli olanın üstündeki emek ve ürün fazlasına el koyma imkanı doğdu. Bu koşullar altında, tutsaklığa düşmüş insanları, önceden olduğu gibi öldürmeyip, tersine bunları köle yapma ve çalıştırma daha yararlı göründü. Kölelere, zengin ve soylu aileler el koydular. Köle emeği de yeniden, köle kullanan işletmeler hızla zengin olduklarından, eşitsizliğin daha da derinleşmesine yol açtı. Servet eşitsizliğinin büyümesi ile birlikte, zenginler, yalnızca tutsakları değil, aynı zamanda kendi yoksul ve borçlanmış kabile kardeşlerini de köle yapmaya başladılar. Bu şekilde, toplumun ilk sınıflara bölünmesi, köle sahipleri ve köleler olarak bölünmesi ortaya çıktı. İnsanın insan tarafından sömürülmesi, yani bir insanın emeğinin ürünlerine diğer insanlar tarafından karşılıksız el konulması ortaya çıktı.