Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Knut Hamsun’un “Açlık” kitabı ile geldim.
Kitapta, adını sadece birkaç yerde anca duyduğumuz bir adamın bir şeyler yazmaya çalışırken mücadele ettiği zorlukları okuyoruz. Hangi zorluk olduğunu tahmin etmek çokta zor olmasa gerek. Açlık. Tamamiyle yoksulluk içinde bir şeyler yazmaya, yazılarını editörlere beğendirmeye çalışıyor. O kadar yoksul ki kullandığı çeşitli eşyaları satmak zorunda kalıyor. Hatta satacak bir şeyi kalmayınca gömleğinin düğmelerini satmaya bile kalkıyor. Yoksul olduğu kadar da yardımsever. Kendinden daha kötü durumda olanlara yardım etmek istiyor. Cebindeki üç kuruşu bölüşüyor. Aynı zamanda o kadar da gururlu ve dürüst bir adam. Sokaklarda yatsada günlerce bir şey yemeyip yerdeki odun parçalarını kemirse de ne kimseden borç istiyor ne de gidip bir hırsızlık yapıyor. Tek derdi bir şeyler yazıp parasını kazanmak. Bazen yazdıkları beğeniliyor para kazanıyor ama bu paralar adamı çok uzun süre yoksulluktan kurtarmıyor. Ayrıca artık bünyesi o kadar açlığa adapte oluyor ki midesine çok fazla yiyecek girdiğinde hemen kusuyor. Bu kitap aynı zamanda yer yer otobiyografik bir kitap olduğunu yazarın hayatından izler taşıdığını da görüyoruz. Kitabı okurken Jack London’dan “Martin Eden” kitabını bana anımsatmadı değil. Martin de yazar olmak için çeşitlik acılar,sefaletler çekiyordu.
Kitapta açlığı,sefaleti,yoksulluğu dibine kadar hissediyoruz. Yazar karakterlerin ve olayın az olduğu bu kitapta istediğini bizlere aktarıyor. Yani bizim bu sefaleti,açlığı hissetmemizi istiyor ve bunu da sonuna kadar hissediyoruz. Tabi sadece duygu değil verilen mesaj. Her koşulda onurumuzu,kendimize olan saygıyı koruyabileceğimizi, önemli olan dış görünüşümüzdeki fakirlik değil de kalbimizin fakir ve sefil olmaması gerektiğini bu