Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza tarihin ilk siyahi afroamerikan bilimkurgu yazarı Octavia E. Butler ve onun “Yakın” kitabı ile geldim.
Kitapta, Dana adında kadın baş karakterin mide bulantısı ve baş dönmesiyle birlikte bir an da 1817 yılının iç savaş öncesi atalarının yaşadığı yerler de olan Güney Amerika’ya gitmesiyle başlıyor. Yani hala siyahilerin köle olarak kullanıldığı parayla alındığı ve satıldığı zamana. Dana’nın da siyahi olmasıyla birlikte 1817 yılında başından geçenleri -ki köleliğin olduğu bir zamanda tahmin etmemiz çok zor olmasa gerek- bir bilimkurgu kitabından beklenmeyecek bir edebi üslupla okuyoruz. Klasik bilimkurgu kitaplarındaki akıcı, kolay okunan bir dilden ziyade ara ara üzerinde durup düşüneceğimiz, bizi sorgulatan, iç muhasebe yaptıran cümleleri görmemiz işten bile değil. Kitabın bu özelliği gerçekten benim hoşuma gitti. Yani bilimkurgu kitabı diye anlam yüklü cümleler, sorgulatan cümleler olmayacak demek değil. Kitabın konusunun siyahilere yapılan işkenceler, kölelik ve hiyerarşik düzene olan başkaldırı olunca yazarımızın da anlam yüklü cümleler kurması biraz daha kolaylaşmış denebilir. Kitabın bana göre diğer tartışılacak bir yönü de bu kitabın bilimkurgu çerçevesinde değerlendirileceği. Yani ana karakter Dana’nın kitabın başında 1817’lere gitmesinden başka hiçbir bilimkurgu vari bir olay,teknoloji yada başka bir şey görmüyoruz. Bu çok önemli bir şey mi ? Bence değil. Sadece bilimkurgu kurtları için biraz hayal kırıklığı olabilir. Sadece şöyle bir eleştiri yapabilirim. Azıcık bilimkurgu serpiştirilmiş olan olayda (Dana’nın geçmişe gitmesi)biraz daha haya gücümüzü zorlayan yada bizi şaşırtan bir bilimkurgu ürünü ortaya konabilirdi.
Bütün bunların üzerine okunacak, üzerine düşünülecek ve üzerine konuşulacak bir kitap olduğunu