Dostoyevski’nin bu kült eserini çoğu kişi okumuş ve eminim buraya yüzlerce cümle sıralamıştır...
Rodion Romanoviç Raskolnikov, kendince doğru veya yanlış bir teori üretmiştir. Ona göre insanlar ikiye ayrılır: “olağanüstüler” ve “ sıradan olanlar”. Sıradan insanlar her şeye uyumlu, itiraz etmeden her şeye itaat eden, yasaları çiğnemeye hakları olmayan insanlardır.
Olağanüstü kişiler ise kendi ülküsünün gerçekleşmesi için gerekiyorsa kan bile dökebilir.
Şöyle diyor Raskolnikov, Kepler ya da Newton buluşlarını, bu buluşları ortaya atarken on ya da yüz kişi onlara engel olmaya çalışsaydı ve onlar bu on ya da yüz kişiyi ortadan kaldırsalardı insanlık için, toplum yararına bir iş yapmış olurlardı ve buna suç denemezdi... ona göre Likurg, Solon, Muhammed, Napolyon.. hepsi birer suçlu(amaçları uğruna kan dökmekten geri kalmayan) ve hepsi üstün insanlar.
Peki ya Raskolnikov üstün ve olağanüstü biri mi ? Kendisiyle ,vicdanıyla , kibiriyle verdiği mücadeleyi okurken bir bakıyorsunuz siz Raskolnikov olmuşsunuz..
Çok ama çok sürükleyici uzun ama bir o kadar hızlı bir roman.
“ İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir.”
Peki ya Raskolnikov, iktidarı eğilip yerden almaya cesaret edebilecek mi? O da herkes gibi bir bit mi yoksa bir insan mı?
Evet, hadi başlayın bir an önce.
“Dünyada korkulacak hiçbir şey yoktu, hiçbir şey dehşet verici değildi. Bütün bu korkular, bütün bu acılar, yalnızca kendi kuruntularımız, kendi sayıklamalarımızdı, iyi ve kötü, değer ve değersizlik, can ve gönülden istemelerimiz ve korkup çekinmelerimiz bizim kendi ürkek ruhumuzdan doğup çıkıyordu ortaya.”