Gösterdiğim gibi varoluş mücadelesinde, güçlüler ve güçlülerin soyu hayatını sürdürme meyli gösterirken, zayıflar ve zayıflardan türeyen nesillerse ezilip yok olma eğilimindedir.
Bunun sonucunda güçlüler ve güçlülerin soyu yaşamaya devam ederken, bu mücadele geçerli olduğu müddetçe yeni gelen her neslin gücü de artar.
Gelişim budur. Ama siz köleler -kabul ediyorum, köle olmak hiç de iyi bir şey değil-
siz köleler gelişim yasasının hükümsüz kaldığı, zayıfların ve güçsüzlerin yok olmadığı, bütün güçsüzlerin her gün istediği kadar yiyip içtiği ve aynı güçlüler gibi evlenip yeni kuşaklar ürettiği bir toplum hayal edersiniz.
Peki bundan nasıl bir sonuç çıkar? Gelecek kuşakların güçleri artmaz, hayatları değer kazanmaz. Tersine kaybeder.
Sizin o köle felsefenizin can düşmanı işte budur.
Sizin köle toplumunuzun, köleler için, köleler tarafından ve köleler vasıtasıyla zayıflatılması ve paramparça olması kaçınılmazdır, çünkü onu oluşturan hayat zayıflamakta ve parçalanmaktadır.
Bence bu dünyadaki en güzel his;
Hesapsız ,çıkarsız , sadece seni sen olduğun için gerçek manada ama gerçek manada seni seven birine denk gelmek
Böyle birine sahip olmak.
Ne büyük lütuf
Ne büyük nimet
Bunun karşılığı yok
Yaşamak lazım.
Buna sahip olanlar ne şanslı
“Eğer Tanrı'ya inanmıyorsanız niçin bunca özveride bulunuyorsunuz? Sizin yanıtınız belki benim kendi sorumu yanıtlamama yardımcı olur."
Karanlıkta kalarak doktor şöyle yanıtlamıştı:
"Eğer mutlak güçte bir Tanrı'ya inansaydı, insanları iyileşmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı. Ama dünyada kimse, hayır kimse, Tanrı'ya inandığını sanan Paneloux bile, böyle bir Tanrı'ya inanmıyordu.
Çünkü kimse kendini sonuna kadar Tanrı'nın ellerine bırakmıyordu.”
“Beni hemen anlamalısın,
Çünkü ben kitap değilim
Çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.
Van Gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız ki benden bahsedin.”