Cansever öner

Cansever öner
@Canseveroner
Okul Öncesi Öğretmenliği
145 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Güneşi Uyandıralım
9/10
·280 syf.··
2021 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2021 19:17
İncelememe başlamadan önce çocuk ruhunun bu kadar ön planda olduğu kitapları yediden yetmişe herkesi etkileyecek şekilde yazan Vasconcelos gibi yazarlar iyi ki varlar ve hep var olsunlar demek istiyorum. Zeze artık 11 yaşında ve onu geleceğe hazırlamak için evlatlık edinen ailesinin yanına yerleşir. Ruhu tıpkı ilk kitaptaki gibi masum ve rengarenktir. Onu bekleyen 5 yıllık serüvende 2 hayali dostu vardır. Bunlardan ilki göğsüne yerleşmiş Cururu kurbağası Adam ve Fransız şarkıcı Maurice Chevalier. İki hayali dostunun yanı sıra bir de onu çok seven, ruhunada yer edinen yaşamı bırakma arzularını silmeye çalışan ve onu tüm yaramazlıklarına rağmen şefkatle kollayan rahip Fayolle vardır. Zeze sayfalar arsında tüm yaramazlığı ile büyürken bir yandan da olgunluğa geçer. Yeri gelir aşık olur yeri gelir hayattı sorgular. Tüm bu masumiyet hayal ve gerçek arasında ilerlerken artık zeze öğrenimini tamamlar ve onu hayallerinden gerçeğe sürükleyecek olan hayata içimizi burkacak bir hüzünle geçer. Sayfalar ilerlerken çoğu yerde ona çok şımarık ve anlaşılmaz bir çocuk gözüyle baktım. Onu evlet edinen babasına karşı tutumunu okudukça benim tanıdığım Zeze'm böyle değildi diyip durdum. Öte yandan çocuk ruhunun ne kadarr narin olduğunu serinin 2. kitabında bir kez daha görmüş oldum. Onun ilk aşk deneyimini okurken saflığına bir kez daha hayran kaldım. Zeze hep masum bir tebessümle anacağım kitap karakterlerinden biri olarak kalacak. Bazen zamanı geldiğinde hayata küsecek bazen de içinde taşıdığı çocuğa sığınarak hep sonsuz hayaller kuracak ve en önemlisi ise tüm kalp kırıklarına rağmen içinde sımsıcacık güneşler uyandıracak bir karakter. Yaşımız kaç olursa olsun güneşi her gün ve her an uyandırmamız dileğiyle keyifli okumalar.
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·626 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2021 04:45
19. Yüzyıl İngiliz Edebiyatının değerli yazarlarından Charlotte Bronte'nin kaleme aldığı ve 1847 yılında yayımlanan Jane Eyre isimli romanı maalesef o dönemde (Victoria Dönemi) İngiltere'de kadın yazarlara çoğu kimse, saygı duymadığı ve değer vermediği için Charlotte Bronte eserini bir erkek adı olan "Currer Bell" takma adıyla yayına sunmuştur ve böylece Kitap adeta bu dönemin kadınlar üzerine eğilmiş olan tutama karşı bir baş kaldırı olmuştur. Bu dönemi Virgina Wolf, Kendine Ait Bir Oda isimli kitabında şöyle anlatıyor: “Bir kadının tek başına bir yerlere gitmesi olanaksızdı. Hiçbir zaman bir geziye çıkamazdı; hiçbir zaman otobüsle Londra’yı gezemez ya da bir lokantada tek başına yemek yiyemezdi.” Charlotte Bronte, Jane Eyre isimli romanını yazarken kendi hayatından da esinlenmiştir. Örneğin, kitapta adı geçen Lowood Kız Okulu, yazarın ablalarıyla birlikte öğrenim gördüğü Cowan Bridge’deki rahip kızları için açılmış yatılı okuldan esinlendiği, romandaki en yakın arkadaşı Helen'in kötü koşullardan verem olup öldüğü bölüm ise Charlotte Brontë’nin ablası Maria’nın ölüm anını doğrudan aktarmaktadır. Gelelim birçoğumuzu etkisi altına alan yetim ve öksüz Jane Eyre'e: Dönemin ideal kadın modeline hiç uymuyordu, İzin almıyor, boyun eğmiyor, umutsuzca âşık oluyor ve mantık üzerine kurulu ilişkileri kabul etmiyordu; okuyor, biliyor ve tüm o kadının obje olmadığını bağıran tutumuyla yürüyordu. Düşüp kalksa da, üstü başı paralansa da, aç kalsa da yürüyordu. Jane güzel değildi, maddi açıdan fakirdi, onu gerçekten seven bir akrabası ve elinden tutacak kimsesi yoktu; ama o ısrarlıydı tüm olumsuz hayatı üzerine kafa tutuyordu. Hayatı içinde yaşayan, sevgisini ve üzüntüsünü kimseyle paylaşmayan, onurlu durmak uğruna sevdiği ve yaşamı boyunca sevebileceği tek erkeği arkasına
Edebiyat
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 201842,1bin okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2020 69. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2020 12:28
10 Aralık 1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile kölelik reddedilmiş ve insan özgürlüğü "Hiç kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; her türden kölelik ve köle ticareti yasaktır. Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz. Herkesin, nerede olursa olsun, yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır." maddesi ile güvence altına alınmıştır. Fakat tüm bu gelişmelere rağmen Kuzey Akrika'nın en gelişmemiş ülkelerinden olan Sudan'da Kara Afrikalıların kabileleri milis kuvvetler tarafından yağmalanarak yüzlerce kabile üyesi öldürülüyor aynı zamanda köyler olduğu gibi ateşe veriliyor. Erkeklerin irede güçlerinin kırılması oldukça güç olduğundan bu yağma sırasında erkekler direkt öldürülüyor, Mende gibi kızlar başka MÜSLÜMAN evlere köle olarak satılıyor, erkek çocuklar hayvanlara, otlaklara bakmak üzere kullanılıyor ve kadınlar ise seks işçisi olarak alınıp satılıyordu. İnsan onurunun yok sayıldığı Sudan'da 21. yy'a kadar yüzlerce köle pazarı yer alıyordu ve bir Kara Afrikalının ortalama fiyatı ise 100-150 Dolar arasında değişmektedi. İşte tüm bu vahşet kitapta henüz 12 yaşında köyü basılarak milis kuvvetler tarafından kaçırılan, köle olarak satılan Mende'nin hikayesi üzerinden anlatılıyor. Mende henüz 12 yaşında iken tecavüze uğruyor ardından bir Müslüman aileye köle olarak satılıyor. Bir çocuğun oyun oynaması, okula gitmesi gereken yaşlarda Mende kendi yaşıtlarının çok üstü işler ile meşgul olmakta ve satıldığı aile tarafından onuru yokmuşçasına muamele görmekte. Yaklaşık 8 yıl Hartum'da bir Müslüman ailenin köleliğini yaptıktan sonra aynı ailenin akrabalarının köleliğini yapmak üzere Londra'ya gönderilir ve evet böylesine gelişmiş bir ülkede de köleliği devam eder üstelik elçilikte üst
İnsan
KöleMende Nazer · Yurt Kitap Yayın · 2004692 okunma
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2020 66. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2020 14:59
Düşünmenin yasak olduğu, pek çok kişinin demir parmaklıklar ardına atıldığı dönemin buhranını Feride Çiçekoğlu bir çoçuğun (Barış) mektuplarındaki sınırsız düş dünyasıyla okuyucuya aktarıyor. Barış parmaklıklar ardında duran ve dünyayı kaldığı hapishane avlusundan anlamlandırmaya çalışan küçük bir çocuk. Öylesine masum ki çoğu sayfaları gözlerim dolu dolu okudum. Kitabı bitirdikten sonra aklımda kalan tek şey eşitsizlik oldu. Meğer insanlar ne kadar da farklı hayatlar yaşıyormuş. Kimi çocuklar en lüks hayatları yaşıyorken, kimileri de Barış gibi kapalı duvarlar ardında hayatı anlamlandırmaya çalışarak yaşıyor. Her mektubun sonunda bu eşitsizlik daha bir çarpıyor insanı mesela barış bir mektubunda "Ben hiç gerçek pasta yemedim." cümlesini kuruyor. Aslında bu cümlesi bile pek çok şeyi anlatıyor. Kitap genel olarak kısa olmasına rağmen beni çok etkiledi. Barış'ın yazdığı mektuplar bana Küçük Prens Kitabını hatırlattı. Tıpkı küçük prens gibi narin bir eser. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Son olarak Barış' ın beni en çok etkileyen ve aynı zamanda yaşının çok ötesindeki cümlesi: "O da halkını sevdiği için buradaymış. Ben büyüyünce halkımı hiç sevmeyeceğim. Halkını sevenler hep kafese giriyor." oldu.
Edebiyat
Uçurtmayı VurmasınlarFeride Çiçekoğlu · Can Yayınları · 202417,2bin okunma
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2020 61. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2020 11:55
Babalar Ve Oğullar orijinal adıyla "Babalar Ve Çocuklar" kuşaklararası çatışmanın realist romanı. Kitap 19. Yüzyıl Rusya'sında öğrenim hayatlarını bitirerek taşraya dönen kendilerini "nihilist" olarak tanımlayan gençleri konu alır. Gençler kendilerini "nihilist" olarak tanımlarken, taşra halkı ise gençleri "doğal sosyalistler" olarak tanımlar. hiçbir şeye ihtiyaçları olmadığını düşünen gençler varını yoğunu satıp taşraya yerleşirler. Taşrada köylü gibi davranışlar sergilerler. Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz ve böylece köylüler ile mini nihilist gençler sürekli çatışır. (19.yy Rusya'sının bir parçacık özeti.) Turgenyev de bu çatışmayı Babalar Ve Oğullar Kitabında işler. Kitap yayınlandığı ilk zamandan itibaren yoğun eleştiriler alır ve genç nihilistlerin sayısı gün geçtikçe artar. Turgenyev, Bazarov karakteri üzerinden nihilistleri yansıtır okuyucuya. Bazarov, aşılmaz duvarları olan ağır bir nihilizm savunucusudur. Öylesine umursamazdır ki Turgenyev onun hayat görüşünü karaktere kattığı şu konuşma ile belirtiyor: " Geçmişi hatırlamanın lüzumu yok, geleceğe gelince onun için de kafa patlatmaya değmez." İşte böylesine bir karakterdir Bazarov hiçliğin pençesinde Ve umursamaz. Turgenyev, Bazarov tipinin "nihilizmini", babaların ise "romantizmini" okuyuculara aktarıyor. Sayfalar iki farklı görüş kuşağının çatışması ile devam ederken, Turgenyev daima hiçliği savunan ve bir hiç olarak kalan bazarov karakterini hiç olmak ile sonlandırıyor. Kitap tam anlamıyla benim için efsaneydi. en başta hiç sevmediğin Bazarov karakterini bile sayfalar ilerledikçe sevmeye başladım. Her şeyden önceTurgenyev'in Bazarov karakteri üzerine kendi düşünce dünyasını yansıtması ve gelecek olan tüm eleştirilere rağmen bundan korkmadan yazması tam takdir edilecek bir davranış. Yoğun felsefik bir
Felsefe
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,8bin okunma