Bu anadolu tam bir dert bataklığı.. Çukurova diyince insanın iliklerini kurutan bir sıcak ve sivrisineklerin sıtma nöbetlerine yatırdığı anadolu insanı. Fakir, ezilen ve köpek yerine konulan fillerin tepinmesinde karınca çalışan cahil, geri kalmış ve acılara gark olmuş köylüler. Okurken içiniz acıyacak, kalbiniz arabeskin en karamsar notalarıyla dolacak bazen gülecek bazen o meşhur ağlanacak halimize küfredeceksiniz. Yaşar kemal inanılmaz dil kabiliyeti, türkçeyi zenginleştiren; çukurovayı kendi duygularıyla öztürkçeleştiren harika anlam zenginliğiyle yine pireyi hakiki olarak deve yapmış. Bize de okuması düşer.
P.s: kitap +18
"Teh," dedi, "avrat gibi malın olsun. Kim olsa alır. Yeter ki avrat gibi malın olsun elinde. İyi bir avrat, bir çift öküzden iyi. Yani Çukurovada iyi. Ahacık yaz geliyor. Şeleğe sal, çapaya sal. Yüz lira ne ki yani! Bir avrat, bir yazda çıkarır. Yeter ki avrat gibi malın olsun elinde. Kim olsa kapışır. Yüz lira ne ki yani! Hemi tarlada işini görür, hemi evde, hemi yatakta... Teh, yeter ki avrat gibi malın olsun elinde. Yüz lira ne ki yani!"
İnsanların kalplerinin derinliklerindeki bu belli belirsiz haksızlığa uğramışlık hissi zamanla yerini öfkeye bıraktı. Ancak geçmişin hikayelerinde teselli bulabiliyorlardı. Hikâye bittikten sonra ise adeta gerçeğe uyanıyorlardı: