Yakup KAZDAL

Yakup KAZDAL
@Captainyk
“POYRAZ BİR HİKÂYE” Kitabımın ilk bölümleri hikâyeler kısmında.Okuyup yıldızlayarak destek verebilir,yorum ve eleştirilerinizle yol gösterici olabilirsiniz.Vakit ayıran herkese teşekkürler. #272384665 Cahit Zarifoğlu Oğuz Atay Fyodor Dostoyevski
Kaptan
İstanbul
4 Eylül
73 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
“POYRAZ BİR HİKAYE”
Durul ey ruhum… Yetmedi mi sana dünyanın cefası? Hâlâ varamadın mı yorgun ayaklarınla gideceğin yere? Kaç dünya daha azap çekmen gerek varman için ? Nedir bu arsızlığın ? Vuslata mı taliplisin firâka mı ? Her vardığında biraz daha ırıyorsun kendinden. Oysa kalmak da bir gitmek demekti bazen. Ve belki de sana en büyük “git” diyen, içindeki “dur” diyen sesindi aslında. İlla gideceksen eğer, git ey ruhum! Yalnız bil ki, her adımda biraz daha eksileceksin kendinden. Ama sen… Bir gemi gibisin. Fırtınalı sularda seyrin,ambarın anılarla dolu. Bıkmadın mı hâlâ, o eski yükleri yeniden ve yeniden omuzlamaktan? Bu yol seni yormaz mı sanırsın? Dalgalarında savrulursun Poyraz’ın. Vardığın her yer, yine senin limanın. Çünkü gitmek, ancak kendine varmakla anlamlı. Yakup KAZDAL
Şiir
Reklam
ACZ
Anılar defterinde gül yaprağı Gibi unutuldum kurudum Başıma düşmüş sevda ağı Bir başıma tenhalarda kahroldum Sen kim bilir, rüzgârlı eteklerinle Kim bilir hangi iklimdesin, ben Sensiz bu sessizlikle Deli gibiyim sensiz Bu sessizlikle Ayrılıkla başım belada Gözlerini çevir gözlerime Yoksa sensiz bu sessizlikle Deliler gibiyim Sensiz bu sessizlikle Cahit Zarifoğlu
Şiir
Tüm bu mücadele, hayatın rastgele bir günde sona ermesi için. Fyodor Dostoyevski
“POYRAZ BİR HİKAYE”
Bedel ödemekse, yaptığı hatanın bedelini en ağır şekilde ödemiş ve ödemeye de devam ediyordu. Daha kaç kez ölmesi gerektiğini bilemeden hayatın ona verdikleriyle yetiniyor, yaşadığı aydınlanmanın tevekkülünde her şeye eyvallah çekip kabulleniyordu. Kaç geceyi düşünce dehlizlerinde sabah etmişti… Kaç kez hiç yaşanmamış sohbetlerin hayalini kurup o hayallerden tek başına dönmüştü… İnsan bazen olmayacak şeyleri bile özlüyor. Yaşanmamış ihtimalleri… Sorulmamış soruları… Verilmemiş cevapları… Belki de en çok onları. Çünkü insanın canını olanlar değil, olabilecekken yarım kalanlar yakıyordu. Her şey çok güzel olabilirdi… Neden bu kadar ketum davranmak zorundaydı… Ne olurdu bir kez olsun “Neden?” diye sorsaydı… Bir kez olsun infaz etmek yerine yargılasaydı… Bir idam mahkûmunun bile son arzusu sorulurken neden bir kez olsun ona tek bir söz hakkı verilmeden darağacına gönderilmişti? Bu kadar basit miydi?
Reklam