“POYRAZ BİR HİKÂYE” Kitabımın ilk bölümleri hikâyeler kısmında.Okuyup yıldızlayarak destek verebilir,yorum ve eleştirilerinizle yol gösterici olabilirsiniz.Vakit ayıran herkese teşekkürler.
#272384665Cahit ZarifoğluOğuz AtayFyodor Dostoyevski
Hayatın bir kılavuzu yok.
Ne kişisel gelişim kitapları, ne felsefi metinler, ne de romanlar…
Hiçbiri insanı ve hayatı tam anlamıyla açıklayamaz.
Çünkü insan, yazılmış hiçbir cümlenin içine sığmayacak kadar değişkendir.
Bugün doğru olan bir davranış, yarın aynı şartlarda yanlış olabilir. Ahlâklı dediğimiz bir insan, bir anlık zaafla büyük bir hata yapabilir.
Yanlışlarını saydığımız bir insan ise, hiç beklenmeyen bir anda doğru olanı seçebilir.
Ama biz ne yaparız?
Sonuca bakarız.
Ve sonucu, bize öğretilmiş kalıplarla etiketleriz:
“İyi insan.”
“Kötü insan.”
Bu kadar basit.
Oysa insan, sonuçtan ibaret değildir.
İnsan, şartların, korkuların, yanlış anlamaların ve suskunlukların toplamıdır. İnsanlar çoğu zaman gerçeği yaşamaz. Gerçeğin yorumunu yaşar.
Bir cümle duyulur…
Ama herkes onu kendi geçmişine göre anlar.
Bir sessizlik olur…
Ama herkes onu kendi korkusuna göre doldurur.
Ve sonra iki insan, aslında hiç yaşanmamış bir olay yüzünden birbirinden uzaklaşır.
Bilmediğin bir şehrin otogarı 📍 06:30 LT
Bilet satış ofisleri henüz açılmamış. Dışarıda bir bahar sabahının kırıcı soğuğu, içeride ortamı ısıtan kalorifer petekleri, üç beş erken gelen yolcu ben gibi, nereden geldiğini çözemediğim bir türkü sesi, kenarda bir köşede oturacaklara uzanmış üstü başı pas içinde bir dayı nereye gideceğini bilmiyor belki de en özgürümüz o.
Pencereden dışarıya bakıp düşünce dehlizlerinde boğuluyorum,yalnız gelinen otogarın karanlığı çökmüş üzerime ……
Konuşmuyordu.
Ama içi susmuyordu hiçbir zaman.
Bir yerlerde, kimsenin duymadığı çığlıklar taşıyordu üstünde.
Bakışları bazen bir noktaya takılıyor, gözleriyle bir şey anlatıyor gibiydi ama ne olduğu bilinmiyordu.
Gülüyor gibi yapıyor ama gülüşünün ucunda bir soğukluk geziniyordu.
Bir şey anlatacak gibiydi hep, ama tam orada, kelimeler boğazında düğümleniyor, sessizliğe yeniliyordu.
Yalnız değildi belki ama kimsenin varlığı onu tamamlamıyordu.
İçinde bir şey vardı.
Ne geçiyor, ne de tamamen kalıyordu.
Sanki biri bir zamanlar çok bağırmıştı da, o ses artık sadece fısıltıya dönüşmüştü.
Ve o, bu fısıltıyı her gece tekrar tekrar dinliyordu.
Yakup KAZDAL