Beyzanur çekiç

Beyzanur çekiç
Newton fiziğinin tek yanlılığının ve Descartes düşüncesinin bizleri getirdiği aşamada yaşadığımız yalnızlık ve yabancılaşma,son zamanlarda insanları zaten spiritüel arayışlara yöneltmiştir.Ancak bu arayışların çoğu, biçimcilikten öteye gidemeyen spritüalizm karikatürleri şeklinde ortaya çıkmakta ve doğa da dahil ötekilerin olmadığı bir “benler” dünyasının çıkarcılığını aşamamaktadır.Bu nedenle,kuantum fiziğinin, yaşamı yönergelere indirgeme çabaları doğrultusunda değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Reklam
Rüya gibi bir seyahatti fakat yine de sık sık sabırsızlandığımı, asabileştiğimi hatırlıyorum. Bunun sebebi belki yaşadığı kültür şokuydu, belki de ders çalışmadan nasıl yaşanacağı bilmemem. Kendi içimde bir türlü rahat hissedememe halinden tüm genç yetişkinliğim boyunca muzdarip oldum. Dışarıdan bakıldığında şahane bir tablo vardı; Sevdiğim kadınla evlenmiştim, tıp fakültesine girmiştim ve her açıdan iyi performans sergiliyordum ama içten içe hiç huzurum yoktu, güvensizdim ve kaygımın kaynağını bir türlü kavrayamıyordum. Çocukluğumun ilk yıllarında derin bir yara aldığıma dair bir his vardı içimde, hiçbir yere ait değilmişim gibi geliyordu, sanki başkaları kadar layık değildim bir şeylere. Şimdiki huzurumla o seyahate tekrar çıkabilmeyi öyle isterdim ki!
Sayfa 98·Kitabı okudu
Gelgelelim onca gerilime ve hiçbir hayal gücü gerektirmeyen derslere rağmen, aldığım bilim derslerinin içeriğimi hep çok ilgi çekici buldum. Özellikle de organik kimya için geçerliydi bu. Benzen çemberinin güzelliğinin ve basitliğinin sonsuz bir karmaşıklıkla birleşmesine hayrandım ve iki yaz boyunca öğrencilere organik kimya dersi vererek cep harçlığımı çıkardım. Yine de en çok, üç seçmeli dersimi seviyordum.Hep edebiyat dersleriydi: Modern Amerikan Şiiri, Dünya Tiyatrosu ve Romanın Yükselişi. O derslerde yaşadığımı hissediyor, kitaplarını okumaya bayılıyor, ödev olarak verilen makaleleri istekle yazıyordum.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Hani bazen iki insan birbirinin varlığında eriyip bir bütüne dönüştüğünde ya da doğayla gerçekten iç içe olabildiğimiz ender anlarda benliğimizin sınırları silinir ya,işte sadece o anlarda hayatımızın ilk günlerindeki “ilişki içinde varolma”yı yeniden yaşayabiliyoruz, bazı insanlar belki de hiçbir zaman yaşayamıyor.
Giderek artan sayıda insan,kişisel değerlerinin yaratıcısı olma konusunda artık tek başına bırakılmış durumda.Bunun bedeli ,Zohar’ın deyimiyle”…kişisel ve kültürel köksüzleşme olarak ödenmekte…” Ortak değerlerin yerini ,herkesin kendi normlarını ve değerlerini kendi bildiğince yaratma çabalarının alması,birbirimizi anlamamızı ve birbirimize ulaşabilmemizi gitgide zorlaştırıyor.İnsanlar, birbirlerine kendi senaryoları doğrultusunda roller verip,karşılarındakilerden bu rolleri gerçekleştirmesini bekler oldular.Sonuç ,düş kırıklıkları ,kızgınlıklar ve kendimizden kaynaklandığını bir türlü kavrayamadığımız yalnızlık.
Reklam