Daha bizi bazı tehlikeli adımları atmaya ayartacak olan hakikat isteği: bu hakikat isteği şimdiden ne sorular koydu önümüze! Ne şaşılası, berbat, sorgulamaya değer sorular! Bu şimdiden uzun bir öyküdür-ama henüz yeni başlamış gibi mi görünüyor? Sonunda bir kez kuşku duysak, sabrımız taşsa ve sabırsızca geri dönsek çok mu şaşırtıcı olur?
Kimilerinin karşılığıysa alışılagelen “taktikçi” politikacıların ağzıyla : “Biz, dine saygılıyız. Din duygularının incitilmesinden yana değiliz…” biçimindeydi. Her geri çevirilişimde düşünüyordum hep. Bu duyguları “incitme” göze alınmazsa, karanlıklarla nasıl savaşılabilir? Uygarlık alanındaki adımlar, bu duyguları incitmeden oluyor mu? “Din duyguları incitilmeden”, daha güzel, daha uygar, insana daha yaraşır bir dünyaya ulaşma yolundaki “değişme’ler, “değiştirme”ler nasıl olabilir? Ve olabiliyor mu? Hangi “yeni” ve “yenilik” bu duyguları incitmeden gelmiş, ya da getirilebilmiştir? İnsanoğlu kendisini ve doğayı değiştirirken “din duygulan”nı da “incitmemiş midir”? Bunları düşündüm, durdum yeniden düşündüm.