Çavdar Tarlasında Çocuklar, edebiyat tarihinde adından en çok söz ettiren, aynı zamanda en çok yarım bırakılan romanlardan biri. Yıllarca okuma listelerinin başlarında yer alması, okullarda okutulup zaman zaman yasaklanması ve etrafında oluşan “kült kitap” algısı, bu romanı yalnızca bir metin olmaktan çıkarıp bir fenomene dönüştürüyor. Ancak bugünden bakıldığında, bu fenomene eşlik eden metnin beklentileri karşılayıp karşılamadığı ciddi bir soru olarak karşımıza çıkıyor.
Romanın merkezinde Holden Caulfield var: düzenle, yetişkin dünyasıyla ve “sahte” bulduğu her şeyle kavgalı bir ergen. Holden ne büyük olaylar yaşar ne de klasik anlamda bir gelişim gösterir. Asıl anlatılan şey, bir karakterin zihinsel savrulması, öfkesi ve tutunamama hâlidir. Bu yönüyle kitap, “bir şeylerin olduğu” bir roman değil; bir ruh hâlinin kesintisiz biçimde aktarıldığı bir iç monologdur.
Bu noktada kitabın neden bu kadar tartışmalı olduğu daha iyi anlaşılır. 1950’lerde, genç bir karakterin otoriteye saygı duymadan konuşması, ahlâk dersi vermemesi ve isyanının bedelini dramatik biçimde ödememesi başlı başına bir tehditti. Holden’ın asıl “tehlikeli” tarafı, başına gelenler değil; ciddiye almamayı seçmesidir. Bu da romanın uzun süre yasaklanmasının temel nedenlerinden biridir.
Ancak bugünün okuru için durum farklıdır. Günümüzden bakıldığında Holden’ın öfkesi artık radikal değil, hatta yer yer tanıdık ve sıradan gelir. İsyan kültürü, edebiyatta ve popüler kültürde defalarca işlendiği için romanın yarattığı etki daha çok tarihsel bağlamda anlam kazanır. Bu nedenle kitabı okurken “E bunda ne var?” hissinin oluşması son derece doğaldır.
Roman, Camus’nün Yabancı’sındaki gibi felsefî bir mesafe sunmaz; Oğuz Atay’daki gibi bilinçli bir ironi ya da kurgu zekâsı da taşımaz. Salinger, okuru