Okudukça insanlardan uzaklaşıyorum. Böylesi daha iyi... İçlerinde olduğum zaman hislerime yeniliyorum.
"Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur."
Bu kitap bir aşk hikâyesi gibi başlar ama hızla inanç, teslimiyet ve korku üzerine bir iç yolculuğa dönüşür. Coelho burada “sevmek” ile “vazgeçmek” arasındaki o ince, acıtan çizgide dolaştırır okuru. Anlatıcı kadın, sevgilisi ise Tanrı’yla, kaderle ve kendi iç sesiyle boğuşan bir adamdır. Asıl çatışma dış dünyada değil; kalpte yaşanır.
Piedra Irmağı, gözyaşının mekânıdır ama aynı zamanda arınmanın da simgesidir. Ağlamak bir zayıflık değil, kabulleniştir bu kitapta. Aşk; sahip olmak değil, yürüyebilmek olarak anlatılır. Yan yana ama özgür.
Coelho’nun dili sade ama cümlelerin altı ağırdır. Kitap, büyük cevaplar vermez; daha çok doğru soruları fısıldar:
İnanç nedir?
Sevgi Tanrı’ya mı, insana mı yönelir?
Korkmadan sevebilir miyiz?
Ve belki de en can alıcı olanı:
“Bir şeyi kaybetmeyi göze almadan gerçekten seçmiş sayılır mıyız?”
Bu kitap sende ağlama hissi bıraktıysa, sebebi aşk değil sadece.
Kendi içinde susturduğun bir yer, kısa bir an için konuşmuştur.