Cem Aslan

Cem Aslan
@Cemaslan
"Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım." twitter.com/Cemasslan
Makine Mühendisi
Lisans
İstanbul
4 Mart
1618 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Okunması Gereken Bir Otobiyografi: Stefan Zweig – Dünün Dünyası
10/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2020 12. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2020 13:59
Stefan Zweig… Özellikle son zamanlarda ülkemizde birçok kişinin okuduğu bir yazar. Öyle ki birçok yayınevinin ,bu ilginin farkında olacaklar ki, onun kitaplarını basmaya hatta toplu öyküler şeklinde yayımlamaya başladığını kitapçılarda görmekteyiz. Peki kimdir Zweig? Biz onu nasıl tanıyoruz? Zweig 1881 yılında Viyana’da doğan Yahudi bir burjuva ailesinin çocuğudur. Birçok alanda kitaplar yayımlamıştır. Çoğunluğumuz onu yazdığı kısa öykülerden tanımaktayız. Kısa öykülerinin yanında biyografi kitaplarına da rastlarız. Ayrıca Zweig deyince aklınıza hemen ne geldiğini tahmin edebiliyorum. O da erkek olsun kadın olsun insan psikolojisini anlatmadaki ustalığıdır. Bir kadının dünyasını bile başarılı bir şekilde tasvir edebilmektedir. Onu okurken kendi iç dünyamızdan bir şeyler bulabilmekteyiz. Ve kalemine olan hayranlığımız belki de tam olarak burada başlamakta. “Dünün Dünyası” Stefan Zweig’in birçok kısa öyküsünü okuduktan sonra merak ettiğim bir kitap oldu. İlk başta dikkatimi çeken husus kitabın yazarda alışık olduğumuzun dışında 500 sayfa olmasıydı. Bu kitap yazarın bir otobiyografisi olma özelliğini taşıyor. 1942 yılında “Ben her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum,” diyerek eşiyle birlikte intihar etmeden kısa bir süre önce tamamlamış kitabı. Okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki okuduğum en iyi otobiyografilerden biri oldu. Oldukça akıcı bir dille, yazar kendi hayatında gözlemlediği olaylara görüşlerini yansıtarak bizlere aktarmış. Onun neden intiharı düşündüğünü sayfalar ilerledikçe daha iyi gözlemleyebiliyorsunuz. Yaşanılan savaşların, olayların onun vicdanında nasıl bir yer edindiğini, özellikle Hitler zamanında yaşanılanların onda nasıl etkiler bıraktığını görmek mümkün. Savaşlardan, huzursuzluklardan ne kadar kaçmaya çalıştıysa da hiçbir zaman bunlar
Edebiyat
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,673 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·84 syf.··
Beğendi
·
2018 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2018 23:05
Ayrılıklar her zaman insanın canını acıtır. Çünkü ayrılmak demek aynı zamanda bir alışkanlığın yok olması demektir. Yaşam bizler için her zaman yolunda gitmez. Ve hayatımızda bir zaman sonra sevdiklerimizle yol ayrımına düşmek zorunda kalırız. Bir otobüsün camından sevdiğimize veya sevdiklerimize el sallarken anlarız içimizi acıtan o duyguyu. Kimisi gözyaşı dökerken, kimisi daha soğukkanlıdır. Ama ortak olan bir şey varsa o da hissedilendir. Ayrılıklar tabi ki bir süre sonra özlemi de beraberinde getirir. Zamana yayılarak ortaya çıkan bu duygu belki de hayatı en zorlaştıran hislerden biridir. Oruç Aruoba özlemi şu dizelerle dile getirir: ”Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen Özlediğin, gidip görmek istediğin- ama gidip göremediğin Özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen” Ayrılıkların da özlemin de çözümü tabi ki kavuşmaktır. İşte burada çok acı bir fark ortaya çıkmaktadır. Ölüm. Ayrılıkların en kötüsü, en dayanılmazı ve en istenilmeyenidir. Çünkü ölüm yaşadığın süre boyunca kavuşmayı ortadan kaldıran bir durumdur. Bir daha hiç görememek… Daimi özlem…Kaybettiğin kişi eşin, can yoldaşın, hayatını anlamlandıran kişi ise galiba bu da ölümlerin en zoru gibidir. İşte tam da burada kitaba göz atmaya başlayabiliriz. Yaşıyoruz Sessizce Şükrü Erbaş’ın okuduğum ilk kitabı oldu. Aylar önce kitap fuarından kendisinden imzalı olarak almıştım bu kitabı. Okuduktan sonra beni etkileyen bir kitap oldu ve bu durum da okuyacağım tek kitabı olmayacağı anlamına gelmektedir. Kitabın konusuna gelirsek yukarıda da bahsettiğim gibi bir özlem söz konusu. Şair eşini kaybetmesinin ardından yaşadığı duyguları insanın içine işleyen bir şekilde dizelere dökmüş durumda. Ben bu
Şiir
Yaşıyoruz SessizceŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201616bin okunma
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2017 42. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2017 17:55
Sokak Kedisi Bob gerçekten içimize işleyen sıcacık bir hikayeye sahip. Kitaba genel olarak baktığımızda yazarın geçmişinde gerek kendi hatalarından gerekse çevresel nedenlerden dolayı zor durumlara düştüğünü görebiliyoruz. Onun tekrar hayata bağlanmasına, kendini toparlamasına yardım edecek şeyin sonradan Bob adını verdiği bir kedi olacağını kendisi de dahil kim bilebilirdi ki? Yazar kendisinin de deyimiyle bu şansı iyi değerlendirmişti. Kitabı okuduktan sonra dikkatimi çeken hususlar ise şunlar oldu: Yazarın yani James Bowen’in hiçbir zaman Bob’u bir şeye zorlamaması. Öyle ki onu çok sevmesine rağmen sokaklara ait olabileceğini düşünerek iyileştirdikten sonra dışarıya salmaya, kendinden uzaklaştırmaya çalışması. Bob’un yanında kalmasıyla birlikte mutlu olması. Bir başka önemli nokta Bob ile birlikte işe gittiğinde daha çok kazandığını, insanların ona ilgisinin işine geldiğini gördüğü halde onu her gün işe götürmek için bir baskı yapmaması ve o istiyor diye birlikte gitmeleri. Gerçek dostluk bu olsa gerek. Diğer bir önemli nokta yazarın sokaklarda para kazanmaya çalışırken kötü insanların olduğunu görmesi. Öyle ki bu kötülüğün yazara hiç yapmadığı bir suçu ona iftira atabilecek boyutta olması. Neyse ki yazarın kitabın sonunda da teşekkür ettiği Bob’a birbirinden güzel hediyeler getiren ve ona bir şey olduğunda endişelenen iyi insanların bulunması da güzel. Bir başka kısım ise yazarın Bob’u satın almak isteyen kişiye en küçük çocuğunu almak istesem verir misin şeklinde cevap vermesi ve ne kadar zor durumda olursa olsun Bob’u vermemesi. Bu da galiba aralarındaki ilişkiyi anlatan en iyi örnek. Bob bir de insanlarla bağını koparmış olan James’in tekrar onlarla irtibata geçmesini sağlıyor. Bob’u seven, onun fotoğrafını çeken insanların eskiden yüzüne
Edebiyat
Sokak Kedisi BobJames Bowen · Yabancı Yayınevi · 20131,454 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2018 12. kitabı
Hayatımıza absürd bir dizi olarak girmişti Leyla ile Mecnun. Kendine has karakterleri, sıcak, samimi havası ile izleyiciyi kendine bağlamayı başarmıştı. Dizi yayından kalkınca bir şeyler eksik kaldı hep seyircinin gözünde. Yarım kalmışlık hissi içten içe kemirdi seyirciyi. Bunun için sosyal medyada sürekli yeniden başlamasına yönelik istekler oldu. En sonunda Burak Aksak bu isteklere kayıtsız kalmayarak yazdı Leyla ile Mecnun'u. Her sahnesini tekrar tekrar izleyen, her repliği ezbere bilen seyirci artık bir okurdu. Kitaba bir göz attığımızda ilk göze çarpan özlenmişlik duygusu oluyor. "Tüm kendi çölünde kaybolanlara." diye başlıyor yazar. Her bir sayfada karakterlerin kendi seslerinden aklınızda canlandırabiliyorsunuz yazılanları. Birkaç olay farklılığı dışında şu ana kadar izlediğimizden farklı değil kitap. Karakterler tekrardan tanıtılıyor, birçok bildiğimiz şeyi tekrar görüyoruz ama bu sefer satırlarda. Daha çok Mecnun ve Leyla arasında, Mecnun'un Leyla'nın kalbini kazanmak için uğraşısını okuyoruz. Karşılıklı diziden aşina olduğumuz konuşmalar yoğunluklu olarak bulunuyor ve yüzümüzde tebessüme yol açıyor. Ayrıca Mecnun'un olaylara karşı kendi iç dünyasındaki konuşmalar güzel bir yer edinmiş. Bazı şeyleri düşünmemizi sağlıyor. Arada dizide çalan Ferdi Tayfur şarkılarının kitapta olayların arasına sıkıştırılarak dörtlük şeklinde verilmesi de güzel olmuş. Yani yazarın da dediği gibi "bir yanımız çöl bir yanımız deniz." Mecnun bildiğimiz gibi tembel, işsiz, okulunu bitirmeye çalışan biri. Leyla'yı görüyor, seviyor ve sevgisini kazanmak için sonuna kadar mücadele ediyor. Seyircinin sevdiği karakterlerden biri olan Erdal Bakkal kitabın da neşe kaynağı. "Erdal abinin canını alabilirsiniz ama parasını asla!" satırları onu anlatıyor. Tabi sizlerin de gözünde şu an
Leyla ile MecnunBurak Aksak · Küsurat Yayınları · 201817,5bin okunma