Maskeli, şapkalı, turkuaz önlüklü kadın işçiler birbirlerine benziyorlardı. Ürperdim... Nasıl? Bizim durumumuz bu muydu? Kendimizi safkan sayarken aynı hamurdan gelmiyor muyduk? Tek olduğumuzu ileri sürmemiz dahil, aynıydık...
Bu karamsar düşüncelerden kurtulmak için silkindim, birkaç adım attım, bebeklere dokunmaya gittim. Bugün birbirlerinden ayırt edilemez olsalar da, bir çocuk tarafından sahiplendiklerinde, sevgiyle dolarak, bir öykü sahibi olarak, deneyimlerle işaretlenerek birbirlerinden farklılaşacaklardı.
Başkalarından ayrı gösteren imgelemdir; sıradanlıktan, tekrardan, bir örneklikten söküp alan, kurtaran imgelemdir. Oyuncakların kaderinde insanların kaderini görüyordum: Hikâyeler uydurarak ve bağlar kurarak özgünleri yaratan yalnızca imgelemdi; imgelem olmasaydı birbirimize yakın, fazlasıyla yakın, benzeş, gerçeğin sepetleri içinde üst üste yığılı olurduk.