Halbuki
ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması ... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu ... İçimizde şeytan yok. .. İçimizde acizlik var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var ... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle, kullanmaya lüzum görmeyecek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
Hane nüfusunun
benden ibaret olduğu, tastamam olmak için benden başka
birinin varlığına ihtiyaç duymayan bir ev. Her şeyi yerli yerine koyup da evin ilk çayını demlediğim o kış akşamında,
mutfak masasına oturup "Hah!" dediğimi hatırlıyorum,
"hah! İşte, şimdi oldu."
Başlarda, en çok geceleri, bu dünyayla öte dünyanın arasındaki sınırın yer yer şeffaflaştığı saatlerde miadını doldurmuş birtakım buruk duygular yoklamadı değil ama hepsi silinip gitti zamanla.
Kök saldıkça alıştım,
daha çok sevdim yerimi.
Çok uzun zamandır sırtımda içi taş
dolu bir çanta gibi taşıdığım yalnızlık hissi, yerini aynı yalnızlığın kumaşından büyük bir ferahlığa bıraktı.
Sayfa 108 - Türkan’ın yeni evinden ilk düşünceleri·Kitabı okudu
Bu yetişkinler böyledir. Sana oyuncak bebek alırlar ama saçınını kesemezsin, yüzünü boyayamazsın. Araba alırlar. “Ben bunun tekerleklerini çıkartıp içine çamur dolduracağım.” dersen izin vermezler, elinden alırlar. Onlara göre bebek bebektir, araba arabadır. Kimin koyduğunu bilmedikleri kurallarla yaşamaya fena halde alışmış zavallılar.