Bence zorbalıkla mücadeleye çocuklarımızdan başlamalıyız: Onlara diğer çocuklarla ilişkilerinde, farklılıklar üzerinden acımasız lakaplar kullanmamaları gerektiğini öğreterek yola koyulabiliriz mesela. Çocuklar bu anlamda büyük önem arz ediyor, çünkü geçmişte “Sen bilmezsin!” denilen çocuklar bugün artık bilirkişi konumundalar ve ebeveynleri üzerinde daha baskın bir otoriteleri var.
Sevdiğini söylemediğin için onun da seni sevdiğini öğrenemiyorsun, kırıldığını söylemediğin için onun senden özür dilediğini ve hatalı davranışını telafi ettiğini göremiyorsun ve daha nicesi...
Her ne olursa olsun susmamak gerekiyor kendi duyguların konusunda, eğer sebebi başka insanlarsa. Kırılmaktan, kırmaktan korkmadan ifade etmelisin ki insanlar senin farkına varabilsin. Başka türlü sen dünyanın en güzel çiçeğini içinde yetiştiriyor olsan da insanlar hiçbir zaman bunu fark edemeyecek.
Kimsenin elinde bir metin görünmese de herkesin aklında bir senaryo vardır aslında. Belki her zaman sadık kalmayız ama diyaloglarımızı, mimiklerimizi ve hareketlerimizi belirleyen çoğunlukla aklımızdaki bu senaryodur. Şunu da hemen belirtmeliğin ki zanlıların zihnindeki metnin değişme ihtimali daha fazladır, çünkü bizim soracağımız sorulara göre biçimlenir. Bir sorgunun kaderini belirleyen de söylediklerimizden çok nasıl rol yaptığımızdır. Zeki ve soğukkanlı olan bu gerilimli oyunu alıp götürür.