Acı acıdır, nedeni ne olursa olsun. Filozoflar nedenlerle sonuçları karıştırarak tamamen şaşırtıcı kimi iddialar karşısında çarpık savunmalar yapmaya mecbur kalırlar. Örneğin, Arjantin sahillerinde güneşlenen bir Nazi savaş suçlusu gerçekten mutlu değildir, buna karşılık canlı canlı yamyamlar tarafından yenen sofu bir misyoner mutludur. "Mutluluk ürpermez", diye yazmıştır Cicero milattan önce birinci yüzyılda, "ne kadar eziyet görürse görsün." Bu ifade kararlılığıyla hayranlık uyandırabilir, ancak heralde kendisine anayemek rolü biçilmiş misyonerin hislerine tercüman olmaz.
Hayata öyle çok taahhütte bulunuruz ki, bir an gelir, hepsini yerine getirmeye gücümüz kalmadığını hisseder, mezarlara döneriz, ölümü, "tamamlanmakta zorlanan kaderlerin yardımına koşan ölümü" çağırırız. Ancak ölüm hayata taahhütlerimizden bizi kurtarsa da, kendimize taahhütlerimizden, özellikle en başta gelen, layığıyla, hakkıyla yaşama taahhüdünden kurtaramaz.
Jung'un imgelemini ele veren Hızır ve Hz. Musa kıssası, mü'minlere şu gerçeği işaret eder: İnsan aklına ters gibi görünüşlerini önemsemeksizin Allah'ın iradesinin bilgece olduğunu onaylamak gerekir. Bir mü'min Allah'ın iradesini sorgulamamalıdır.