Jodi Picaoult tek kelime ile bir şaheser yaratmış.
Mutlu bir aile yaşamları olan Fitzgerald ailesinin bir anda ters yüz olan hayatını anlatıyor bu kitap. 3 yaşındaki kızları Kate'in kanser olmasıyla gelişen trajik bir süreç içerisinde yüzüyoruz. Kate'in uygulanan hiç bir tedaviye olumlu cevap vermemesi sonucunda doktoru tarafından önerilen bir yöntemle Brian ve Sara yeni bir bebek yapmayı planlıyorlar. Proje Bebek denilen bu tip bebekler kısaca, laboratuvar ortamında üretilen bebekler olarak tanımlanabilir. Kate ile tam doku uyumuna sahip olması sağlanan Anna, doğduğu gün kordon kanı bağışıyla başlayan bir mecburi donörlük vasfıyla hayatına devam ediyor. Anna 13 yaşına geldiğinde, girmiş olduğu ergenliğin de etkisiyle hayatına dair sorgulamalar yapmaya başlıyor. Ve artık kendi bedenine ait kararları sadece kendi vermeyi istediğini düşünüp bir mahkemeye başvuruyor. Bu mahkeme süreci ile gelişen durumlar kitabın zenginleşmesini sağlıyor. Elbette her başlayan sürecin bir bitme noktası olduğu gibi Anna'nın ailesine karşı açtığı davanın da bir sonucu oluyor. Bunu okuyarak öğrenmenizi öneririm.
Okurken çok fazla ikilemde kaldığım, kitabı bitirdikten sonra da üzerinde uzunca bir süre düşündüğüm kaliteli bir kitaptı... Çok ama çok etkilendim.. Her bir karakter beni ayrı ayrı etkiledi. Kitabın yazılış tarzı da çok hoşuma gitti. Olayın kahramanlarının ağzından, onların bakış açısına göre yazılmış olması hepsini tek tek hissedebilme olanağı sunuyor. Jodi Picaoult ilk defa okuduğum bir yazar, iyi ki onunla tanışmışım diyorum. Büyük bir içtenlikle söyleyebilirim ki daha okuduğum ilk kitabıyla kendisine hayran oldum.
Kitabın konu seçimi oldukça cesur... Çok kaygan bir zemin olan lösemi, organ bağışı,kök hücre araştırmaları,tasarım bebekler...üzerine kitap yazmak kolay bir iş