Hani yeni tanıştığınız ve hoşlandığınız birinden haber bekliyorsunuzdur; zaman geçirmek için hayvanat bahçesine gider, dalgın dalgın gezinirsiniz; telefon çalar; açayım derken, meret elinizden düşüp kafeslerden birine yuvarlanıverir; telefonu goril açar, böğürüp homurdanarak, potansiyel sevgilinize sizin hayvanın teki olduğunuz mesajını net bir şekilde verir ve kısmetiniz kapanır ya… İşte böyle bir felakete uğramamak için otel odamdan dışarı adım atmıyordum. Felsefe sempozyumunu tümüyle unutmuştum. Beni, Şifa’ya bağlayan pamuk ipliğinin kopmaması için dua ediyordum.
Hani leblebi ve kuşüzümü yerken çerez kasesinden fındık çıkar, neşeniz yerine gelir, hayatınızdaki tek eksik o fındıkmış gibi sevinirsiniz ya… İşte Şifa Şavk da öyle saadetle bakıyordu.
“Yaşamımın sürekli talihsiz bir kaza nedeniyle değişmesinden çok yorulsam da artık bununla kavga etmiyorum. Artık hiçbir şeyle kavga etmek gelmiyor içimden. Ellerimi kaldırdım, teslim oluyorum. Savaşmayı bırakan insana kim ne yapabilir ki?
Yenilmek kadar büyük özgürlük yok, şimdi kazananlar düşünsün Osman.”
“Merhaba Osman, nasılsın? Geçenlerde bir arkadaşım görmüş seni, bakkaldan sigara alıyormuşsun.
Söylediğine göre sefil bir haldeymişsin. O kadarcık sürede sefaletini nasıl sezdi bilemiyorum tabii de doğrusunu istersen hoşuma gitti. Yani elbette iyi ve mutlu olmanı istiyorum ama aynı zamanda sürünmeni ve bensiz perişan olmanı da istiyorum.”
“Seni, olmadığın adaları yakmayı düşünecek kadar çok seviyorum. Rica ederim beni ateşli suçlara teşvik etme Osman, ben barışmak istiyorum.”
Aylin Balboa’ dan Bu Hikâye Senden Uzun Osman