Daha en başında meşhur Oedipus ile açıyoruz sahneyi. 8 yaşındayken babası ölmüş, şu anda 13 yaşındaki genç karakterimiz Noboru kendi odası ile annesinin odasını ayıran bir mobilyadaki küçücük bir delikten annesinin odasını gözetliyor. Bu delik bir kuytuda, Noboru’nun odasındaki dolabın çekmeceleri çıkarılınca oluşan küçük bir boşluğun arkasında. Noboru bunu ilk defa, aldığı bir cezaya karşılık odasına kilitlenmişken yapıyor. Burada iç içe geçmiş bir kaç tema var: Alınan cezaya karşı annesinin cezalandırılması, yaşam alanının içinde kimsenin erişimi olmayan bir özgürlük alanına sahip olma ve aslında her gün girdiği annesinin odasında sadece bir çocukken, şimdi bu kendi özgürlük alanındayken o odaya gözetlediğinde yaşadığı, oda ve annesinin bedeni üstündeki iktidar duygusu. Burada henüz Oedipus değil, tabunun ihlalinin hazzı söz konusu.
Noboru ve arkadaşlarının küçük bir çetesi var. Bunlar Şef adını verdikleri biri tarafından yönetilen nihilist bir grup çocuk. Belki de yazarın en önemli falsosu diyeceğim bu grup yaşlarına uymayan bir felsefeyi takip eden çocuklar. Dünyanın anlamsızlığı, üremenin ve babalığın gereksizliği, duyguların saçmalığı, dünyanın kanla arındırılabileceği gibi bir çok ham fikre inanan bu çocuklar duygularını yok etmek için birbirlerine numarayla hitap ediyor, kedileri vahşice öldürüp iç organlarını parça parça ayırmak gibi şiddet eylemleriyle kendilerini sürekli deniyorlar.
--
Zamanla Noboru’nun annesi Fusako bir denizciyle tanışır. Güçlü kuvvetli, son derece maskülen bir erkek, dünyayı fethetmeye çıkmış bir denizci. Noboru onu anında bir kahraman gibi görüyor. Çünkü bu erkek toplumun cenderesine sıkışmamış, evlenmemiş, ürememiş, şan ve şeref peşinde dünyanın çeperlerinde gezmiş. Hiçbir yerde durmamış, gemisi nereye giderse oraya gitmiş. Tam da