Yazarın bu anı tarzındaki anlatısı dönemin çeşitli olayları ve bunların yazar üstündeki etkilerinden ziyade onun psikolojisine kapı aralayan, şair kimliğinin doğuşunu aktaran, oldukça da içine kapanık bir anlatı.
Yazar kendisini son derece durgun ve donuk, duygularını asla yansıtmayan, içine kapalı ve gözlemci olarak yansıtıyor. Fakat bu durgunluğun sadece duygularını dışarı yansıtmamaktan ibaret olmayıp, ruh halinin de fazla dalgalanmamasından kaynaklandığını ekliyor. Ne fazla sevinebiliyor, ne de üzülebiliyor. Daha ziyade kayıtsız biri. Sık sık ölümü düşünüyor. Ne çocukluğunu seviyor ne de ondan çıkışını. Hiçbir yere sığamıyor.
Yaşadığı ortam keskin zıtlıkların bir arada bulunduğu, yalandan örülü bir dünya. İçki içmenin hoş karşılanmadığı ama erkeklerin çoğunun içtiği, kız erkek bir arada bulunmanın, oyun oynamanın dahi yasağa tabi olduğu fakat on sekiz yaş öncesi hamileliklerin de sık yaşandığı bir mahalle. Yani tüm yetişkinlerin "mış gibi" yaptığı bir dünya. Böylesi sahtekar bir dünyada kendini dışarı vurmamayı erken yaşta öğreniyor. Bu yüzden sevemediği çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım atması da onun için bir hapishaneden çıkıp başkasına girmek gibi.
Annesiyle olan ilişkisi onun ruh halini belirleyen en önemli şey gibi duruyor. Sürekli sevilmeyi bekliyor, her çocuk gibi. Ama annesi oldukça mesafeli bir kadın. Aslında Tove'yi sevmiyor değil, sadece karakteri sıcak değil gibi. Evliliğinden hiç de hoşnut değil, o da kendini kapana kısılmış gibi hissediyor, daha doğrusu Tove'nin bize yansıttığı kadarıyla öyle olduğunu anlıyoruz.
Annenin bu kapana sıkışmışlığı, kadınların şiir yazamayacağına inanan sosyal demokrat bir baba ve yine fakir kızların okumasına çok da gerek olmadığının düşünüldüğü bir dünya içinde duyguları yeşeriyor Tove'nin. O dünyada fakir bir kıza