Bu bir roman değil. Yahut gerçek bir kişinin yaşam öyküsünden hareketle yazılmış ve en azından belli bir miktar kurgu içeren bir eser de değil. Daha ziyade bir hatırat. Bir oğlun zamansız hayattan koparılan babası unutulmasın diye giriştiği, karamsar, umudu ve buna itiraz eden o umutsuzluk, beyhudelik ihtiyatını dengeli biçimde yansıtmaya çalıştığı bir sunum.
Ben bu konuda ondan daha umutluyum. Bu kitap okundukça Hector Abad Gomez de Martha da hatırlanacaklar. Evet, muhakkak onları yeni yeni tanıyacak olanlar artık onların anılarıyla bağlantısı olmayan kişiler olacak, yazarın dediği gibi hayaletimsi ve kurgu karakterlere dönüşecekler ama yine de hatırlanacaklar. Bir gün artık kimsenin hatırasında olmamak kaçamayacağımız bir insanlık durumu.
Bu kitabın belki en iyi yaptığı şey de budur: Kişisel hatıralar ve insanlığın genel durumu arasında bağlantılar oluşturmak. Martha ile insan yaşamının başkalarınca algılanan değerinin yaş ile nasıl değiştiğini, Hector'un suikasti ve aradan geçen yıllar ile nisyanın, o unutuluş düşüncesinin insanı zaman zaman ezen ağırlığını, küp analojisi ile insanın karanlıkta kalan yönlerini (ve bu yönlere duyduğumuz magazinsel merakı), karanlıkta kalan bu yönlerin karanlıkta kalmasının farklı sebeplerini, siyasal şiddetin evrenselliğini gördüm. Aynı zamanda her zaman iyi bir babanın, insanı asla zorlamayan bir babanın da insanda yer yer zorlanmalar yaratabileceğini, sırf bu haliyle bile tepki görebileceğini, ideal anne babalık gibi bir şeyin asla olamayacağını gördüm.
Son söz olarak; 19 yaşında 3 ayda Kayıp Zamanın İzinde'nin bitirilebileceğini de öğrendim ki, sırf bu yüzden yazara şapka çıkarmak istiyorum.