Yazarının çok büyük titizlik ve incelikle yazmış olduğu bir kitap olduğu, okurkenki akıcılığı, canlılığı ve kolpa dialoglarından kendini ele veriyor. Samimiyetle belirtmeliyim ki bu kitap okuduğum en akıcı kitap. Arka kapağında 'Çok akıcı bir kitap', 'Bir solukta okuyacaksınız', 'Okurken heyecandan tek okuyuşta bitireceksiniz' gibi alıntılara sahip, yayın evlerinin tuttuğu birkaç kiralık kalem vasıtasıyla ite kaka sözde bestseller yapılmış saçma sapan kitaplara akıcılık budur, işte Heyecan budur, okuyucuya tırnaklarını yedirtmek budur, diyen, adeta Locke Lamora'nın matrak uslubuyle 'Ben akıcıyım diyen kitapları evire çevire dövüp şamar oğlanına çeviren' bir kitap.
Gerçekten kitabın ilk sayfalarından başlayıp ortalarında doruğa çıkan ve kitabın sonuna kadar orada kalan hatta ve hatta kitabı bitirdikten sonra bile yerini koruyan o şaşkınlık hissi içindeyim. Karakterlerin samimiliği, yeri geldiğinde ağızlarını fena bozmaları, özellikle de Locke Lamora'nın oldukça sempatik ve matrak kişiliği hem kitabın hemen her yerinde sizde ufak kıkırdamalara ve yer yer kahkaha patlatmanıza sebep oluyor hem de dikkatinizi, ve algınızı kitaba çekiyor.
Hikayede gizem unsuru çok iyi kullanılmış. Kitapta geçen serüvenlere ev sahipliği yapan o gizemli ve kendine has saklı nevi şahsına münhasır evreni çok orjinal. Yine kitapta bahsedilen Kokusuz Bahçe, Kuzgun Yuvası gibi bazı dünya harikaları ve bu harikaları inşa eden hep lafı geçen ama haklarında çok az şey anlatılan 'Atalar' denen canlılar, simyacılar, simyasallar, birbirinden garip tanrılar, bağlıbüyücüler, eski krallıklar, Karafısıltı gibi salgın hastalıklar, yazarın yaratık diyerek geçiştirdiği türlü türlü varlıklar... Tüm bunlar, bulunduğu dünyaya olan merakı epey arttırıyor.
Kitapta kullanılan dil çok bozuk ve... Ve bu çok güzel