Ait olduğu yeri bulamamışti çünkü. Kendini bulduğu her yere uyum sağlamış işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırma
isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı. Etraftakileri
memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissiyle altüst
olmuş, daima ötelerden gelen bir çağrıyı duymuş, kitapları, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı.
Biliyor musun hayatım boyunca pişman olduğum pek çok şey yaptım. Bunlardan en büyüğü de sana verdiğim sözü tutmamaktır. Ama bu bir daha asla yinelenmeyecek. Sözcüklerle anlatılamayacak kadar üzgünüm. Senden beni bağışlamanı istiyorum. Bunu yapabilir misin?
Beni affedebilir misin?
Bana inanabilir misin?
Onlar kaza veya hastalık nedeniyle ölmenin doğallığına inanmıyorlardı. Kaldı ki, diyorlardı, zaten ebedi olan bir şeyi öldüremezsin. Yerliler, özgür seçime inanıyorlardı: ruh bu dünyaya gelmeyi nasıl özgürce karar veriyorsa, hangi kurallar onun evine geri dönme arzusunu engelleyebilir ki?