Sözkonusu roman bir sürgünün içsel ve dışsal serüvenini konu edinmektedir. Beyrut’a sürgün edildikten sonra adeta bir boşluğa düşen Hilmi Efendi kendilik değerlerine sıkı sıkı bağlı kalmak istemiş ama sürgünlük psikolojisinin yarattığı durum ile ne yapacağını bilmez ve insanlar arasında yer edinmeyi kendisini onlara kabul ettirmeyi özüne ve kendilik değerlerine karşı çıkarak benliğini de sürgünleştirmiştir… Şehzade isminde biriyle tanışması onu konformist bir yaşam tarzına itmiştir ve saman alevi gibi yaşanan Beyrut serüveni yerini başka serüven Şam’a bırakır burada da aradığını bulamayan Hilmi Efendi’nin sürgünü katmerlenerek devam eder gittiği her yer tükenişe sürüklenişinin bir parçası olur. Kendisi ile sıkıntıları ile yüzleşmek yerine sürekli bir kaçış peşinde olan Hilmi Efendi onulmaz mukadderatını yaşamıştır.