"Hangi öteki güneşi, Adam? Çok büyük olan bunu tanıyorum bir tek.”
"Daha da büyük olan bir başkasından söz etmek istiyorum. Yüreğimizde doğan güneşten. Umutlarımızın güneşinden. Düşlerimizide uyandırmak için göğsümüzde uyandırdığımız güneşten."
"Burası özel bir mezarlıktır" demiş. “Buraya gömülen insanlar mezar taşlarının üstüne gerçek yaşlarını değil, hayatta mutlu oldukları günleri yazarlar. Kimi 21 gün
mutlu olmuş, kimi 37 gün. 52'yi geçen çıkmadı daha." Bekçiye teşekkür edip ayrılmışlar. İlyas bir süre sonra Mardin'e dönmüş. Uzun bir ömür sürmüş, sonra bir gün hastalanmış. Ölüm döşeğinde oğullarını başına toplamış ve demiş ki:
"Size bir vasiyetim var. Mezar taşıma aynen şöyle ya zacaksınız: İlyas-ı Habır bitti / Anasından doğru kabre gitti."
Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette, ama mesele sadece mutluluk değildi.
Önemli olan yaşadığımı, hayatın bir anlamı , bir değeri olduğunu hissetmekti.
Elinde çiçek tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu.” Dünyaya gelmiş olmamın bir anlamı var mı, bu yaşlı gezegene ya da üstünde yaşayan insanlara küçücük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabıydı.