Ah gençlik, gençlik. Hiçbir şey umrunda değildir senin. Yeryüzündeki tüm zenginliklere sahipmiş gibi davranırsın. Üzüntü bile avutur seni. Elem dahi etkilemez. Kendine güvenirsin. Cüretkarsın. Bakın yaşıyorum ben dersin. Günlerinse çabucak geçer. Hiçbir iz bırakmadan yok olup gider. Sahip oldukların da güneşi gören balmumu gibi, bir kar tanesi gibi eriyip gider. Belki de tüm çekiciliğin her şeyi yapabilecek güçte olmanda değildir. Her şeyi yapabileceğine inanmanda, başka hiçbir yerde kullanamadığın gücünü boşa harcamanda, her birimizin kendini gerçekten de savurgan saymasında ve ah zamanı geriye alabilseydim neler yapmazdım deme hakkını kendinde görmende gizlidir.
Hayatını sindire sindire yaşıyordun, oysa ben, sanki hayatımız gerçek anlamda ancak daha ilerde başlayacakmış gibi, bir sonraki işe geçme telaşı içindeydim daima.
İnsanın hayatını nasıl değerlendirdiğini, aslında neler yapmak istemiş olduğunu sorguladığı yaşa gelmiştim. Hayatımı yaşamış olmadığım, ona hep belli bir mesafeden bakmış, sadece tek bir yanımı geliştirmiş ve insan olarak yoksul kalmış olduğum duygusu içindeydim.
Hayat yavaşlıyor... sana, sahip olduklarını düşünecek zaman veriyor-önüne koyup düşünecek. O zaman neye ihtiyacın olduğunu anlıyorsun. Neden vazgeçebileceğini.