Hilal

Türk banknotlarına bakınca "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)" ibaresini görürsünüz. Eğer bu paranın basım hakkı tümüyle devletin olsaydı Türkiye Cumhuriyeti yazması gerekirdi. Zira madenî paralar öyledir. Kâğıt paralarda sadece Cumhuriyet ibaresine yer verilerek "i" harfinin eksik yazılması, para basma faaliyetinin millî egemenliğe ait olduğunu ancak özel kesimin de bu imtiyazdan pay sahibi olduğunu gösterir.
Sayfa 266 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ABD'nin sömürge politikalarını sevmeyen hatta ABD'yi düşman gören devlet veya şahısların tepkileri ise maalesef acınası düzeydedir. Amerika'dan ithal ettiği cep telefonuyla “Büyük Şeytan” yazıp, yine Amerika'nın icat ettiği internette paylaşıp, yine Silikon Vadisi'nde yazılmış programlardan beğeni sayısını izlerken Amerikan sigarasını içerek mutlu olur. Amerika'yı lanetlemiş ve görevlerini yapmış olmanın huzuruyla başını yastığa koyarken millî parasının değer kazanması için dua eder. Halbuki 12 bin kilometre menzilli balistik füzeler, Amerikan dolarının en büyük güvencesidir. İşte saygı ve korkuyla erişilen bu güce ise “Pentagon” diyoruz. Kısacası dünyanın rezerv parası olabilmek, çok basit fakat gerçekleştirmesi çok zor bir denklemde gizlidir: Hollywood gibi kültürel algı, Washington gibi siyasi akıl ve Pentagon gibi askerî gücü monte edebildiğiniz bir parasal modele sahip olmanız gerekir. Aksi halde sadece millî sınırlarınızdan elde edilen sınırlı senyoraj geliriyle yetinmek zorundasınız.
Sayfa 262 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Başkan Nixon, altın standardının terk edilmesi gerektiğinin farkındaydı ama bunu nasıl yapacaktı? 15 Ağustos 1971’de basın karşısına çıkarak kimsenin algılayamadığı şu açıklamayı yaptı: “Amerikan dolarının altın veya başka rezerv değerlere dönüşme penceresini geçici olarak kapatıyoruz...” İşte bu manifestoyla, dolar ve tüm para birimleri bir anda karşılıksız kağıtlara dönüştü. … Nixon'ın açıklamasıyla altın ile kağıt para arasındaki bağ tamamen kopmuştu. O tarihten günümüze kadar geçen 48 yıllık zaman aralığında doların satın alma gücü 100'den 1’e düştü. Altının satın alma gücü ise 1'den 80'lere yükseldi. Kağıt paraların efendisi konumundaki dolar, böylesine sert bir hasar almasına rağmen karşılıksız kağıt para sistemi ayakta kalmayı başardı. Mantıksız görünen bu durumu uygarlık tarihini değiştiren bir olaya borçluyuz. 26 Haziran 1945'te San Fransisco'da kurulan Birleşmiş Milfetler (BM) örgütünün amaç ve ilkelerini düzenleyen ikinci maddesinin dördüncü bendi, “Hiçbir üye, başka bir devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı kuvvet kullanamaz!” diyordu. İki satır bile değildi ama yazının icadından beri böylesine güçlü bir cümle kurulmamıştı. Artık hiç kimse, başkasına savaş açarak toprak veya ganimet alamayacaktı. Zayıf bir ülkeye saldırarak kaynaklarını ele geçirme dönemi bitmiş, ganimet ekonomisinden üretim ekonomisine geçilmişti. Monarşinin “kılıç hakkı” iddiasını ortadan kaldıran bu yasa, sadece İsrail tarafından delinebildi. … Nasıl ki Fransız Devrimi'nden sonra bireysel haklar modern devletlerin güvencesine girdiyse bu karardan sonra bir devletin egemenlik hakkı da BM'nin güvencesine girdi. Hâliyle üye devletlerin dış tehdit sebebiyle maddi ve manevi acze düşme riski ortadan kalktı ve basılacak banknotlar için altın stoklamaya gerek kalmadı.
Sayfa 256 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Bilimi sanayiyle buluşturan San Fransisco'nun telgrafla başlayan teknoloji yolculuğu, bilgisayar ve internetİn icadıyla 3 trilyon dolarlık Silikon Vadisi'ne ulaştı. Apple 250, Microsoft 150 veya Google 100 milyar dolar nakde sahipken, 82 milyon insanı temsil eden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın yaklaşık 100 milyar dolara sahip olması, katma değerli üretimin yarattığı bir farktı.
Sayfa 258 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Neticede 20. yüzyılın sonuna gelirken tüm dünya artık şunu biliyordu: Eleştirel düşüncenin lokomotifi olan felsefesiz bilim yapılamıyor, bilimi içselleştiremeyince teknoloji üretilemiyor ve teknoloji satamayan toplumlar para kazanamıyordu. Örneğin 10 liralık çeliği Mercedes'e dönüştüren kilosunu 150 liradan, İntel işlemciye dönüştüren ise kilosunu 50.000 liradan satıyordu. Zira hiçbir matbaa film çekemez, politika belirleyemez ve füze basamazdı. Nazif Gürdoğan “Bu gerçeklere rağmen, para baronlarının beyaz kağıdı yeşile boyayıp haksız kazanç sağladığı gibi popülist iddialar, geri kalmış ülke aydınlarının ağzından düşmez.” diye eleştirir ve şöyle devam eder: “Halbuki doların gücü, sınırsız basılmasından gelmez; üniversiteleriyle entegre çalışan fabrikaların üretim kapasitesinden gelir. Bir ülkenin malları ne düzeyde itibarlıysa parası da o düzeyde saygındır.”
Sayfa 258 - Timaş Yayınları, 1. Baskı