Bana "hoş gelmedin" dedi!..
Sarıydı, öylesine sakınımlı ve güzel, görümünün cama yansısında anlamı gördüm -eş-
…
Sevgiyi arttırmak istiyorum, güvenle katlamak -benim değil hiçbir şey, kağıt, kalem, aşk- nereden geliyor bu dirim, bu nasıl açılması çiçeklerin, kendiliğinden eş zamanlılığı öyle yalın ve güç şahlanması coşkumun -ve kapanması ve yitişi bir böcek gibi kısır ve buyurgan kanatları altında, zor sevi hep.
Nedense bir köşede hayalî bir çevrimin varlığını daha derin hissediyorum, yani bak mevsimler, aylar, sen, bir de ben şarabımla (midemi kavuran.) Özlüyorum. Aylaklık baskısını arttırdıkça (ben işte o ikinci tür aylaktanım deyu yüreğime su serpiyorum, hani o hep yüreğinde ve zihninde bir şeyler yapma potansiyelini barındırıp da dileğini su yüzüne çıkaramayanlardan) özlem kısılıyor hele iletilmesi -bunu böyle yazmayı istemiyorum- çünkü boş bir kağıtta bir ya da hiç sözcük de onu imleyebilir. Yine de "ferdiyet" bilinci galebe çalar ve az da olsa kendimden günlerden, gecelerden, iklim ve coğrafyalardan yani bir tür hayat bilgisinden dem vururum. Şimdi bi kere benim oğlum bina okur döner döner onu okur diye bir söz vardır, bilmem bilir misiniz? Ne işle iştigal ettiğim sorulacak olursa örtük anlamının halt etmek olduğu açıkça anlaşılabileceği gibi -halt etmiştim, etmekteyim, edeceğim...
sen, ta baştan
sen, ta baştan
yitirilen sevgili, hiç karşılaşılmayan
bilmem hangi sesler hoşuna gider senin
…
ah, bahçelersin sen
ah, böylesi bir umutla
seyrettim onları, kır evinde
bir açık pencere - ve sen neredeyse attın adımını
bana doğru dalgın.
sokaklar buldum
daha yeni yürümüştün onlarda sen
bazen de esnaf dükkanlarındaki aynaların
senden başları dönerdi hâlâ
ve irkilip geri verirlerdi
apansız görüntümü.
kim bilir, aynı kuş muydu
ikimizin içinde öten, ayrı ayrı
- dün akşam?
Rainer Maria Rilke