Hilal

“Tanzimat Fermanı, tebaa algısından vatandaşlık fikrine geçişin miladıdır.” Halil İnalcık
Sayfa 209 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Binlerce yıldır kullanılan değerli madenler hâlâ gözdeydi. Zira altın veya gümüş sikkeler kral veya devlet onayına ihtiyaç duymuyor, tozu bile para ediyordu. Kâğıt paralar ise yalnızca kâğıt, mürekkep ve birkaç imzadan ibaretti. Şehirdeki memurin cenahı kâğıt parayı mecburen kullanıyordu çünkü maaşları bunlarla ödeniyordu ancak kırsal kesim ikna olmuyordu. İşte bu yüzden Avrupalılar, banknotlara “yaptım oldu” anlamına gelen “fiat para” derken Osmanlı halkı ise “haydutluk” manasına gelen “şekavet parası” adını takmıştı. Köklü değişimlerin insanları rahatsız ettiğini gören devletler, kâğıdın yanında bir şey daha verdi: Faiz! Artık bu kâğıtlar, hem mübadele hem de yatırım aracıydı. Ne zaman para gerekse emisyona başvurunca bu taktik de tutmadı. İhtiyacın ötesindeki her arz, kâğıt paraların değerini düşürüp insanları zarara sokuyordu. Ulus devletlerin kutsallığı benimsenmişti ama hiç kimse birikimlerinin değer kaybetmesini istemiyordu. Kısacası devlet garantisi dışında daha esaslı bir argüman bulunamaz ise kâğıt paraların kabul görmesi pek mümkün değildi. Bu aşamada son kozunu oynayan devletler, senyoraj gelirinden vazgeçmeye karar verdi. Bunun anlamı, Kubilay'ın yaptığı gibi uçan paralara madeni para garantisi vermekti. Doğu medeniyetinin icadı olan kâğıt parayı altı yüz sene sonra kullanmaya başlayan Avrupa, üç yüz sene uğraştıktan sonra altın karşılığı kâğıt para basmaya başladı. Altın ve gümüş külçeler merkez bankalarının kasalarına girdi ve bunları temsilen kâğıt paralar çıkarıldı. Roma geleneği değişmiyordu, paranız yoksa ne soylu ne kral ne de devlet olabilirdiniz. İnsanlar, devlet egemenliğine ilaveten altın garantisini görünce rahatladı. Kâğıttan paralara yüklenen anlam değişti ve yeni para formunun imajı güçlenerek madeni paralar kadar güvenilir oldu. Yeni
Sayfa 181 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
1792 ile 1815 yılları arasında gerçekleşen ve 4 milyona yakın ölüme sebep olan Napolyon Savaşları'na da para lazımdı. İşte Napolyon'un “Para, Para, Para” şeklindeki meşhur haykırışı “Savaş kazanmak için ne gerekli?” sorusuna vermiş olduğu ibretlik bir cevaptı. Kâğıt üretimi elle yapıldığından savaş ekonomisine yetecek parayı basmak zaman alıyordu. Devrimin önderlerinden Robespierre, parasal sorunları aşamayınca Concorde Meydanı'nda bekletilen giyotine kurban edilmekten kurtulamadı. (…) Bir matbaa şirketinin muhasebesinde çalışan Nicolas Luis Robert ise hükümetin karşılaştığı güçlüğün farkındaydı. 1798 yılında tamamladığı ilk makine, geniş bir kayış yardımıyla fıçıdaki lapayı alarak her dönüşte tek kâğıt basabilen basit bir modeldi. Basit derken tarihte ilk defa dönen ruloya aralıksız baskı yapan bu alet çığır açtı. Gazete, kitap, hatta tuvalet kâğıdını bile ona borçluyuz.
Sayfa 175 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Rönesans Dönemi’nde ortaya çıkan bankacılık, saygın bir meslek değildi. Bu algıyı değiştirmek için Mediciler kadar uğraşan olmamıştır. O günün aristokrat Avrupa’sı, banker ile kadın tüccarını bir sayardı. Zaten 1658 yılına kadar bankacıların Kutsal Birlik'ten yararlanması yasaktı. Medici ailesi de son bir gayretle Floransa meclisine girdi. Siyaset işin rengini değiştirmişti. Ardından kent yönetimini ele geçirip soyluları devirdiler. İşte bu yüzden Medici ailesi, burjuvanın aristokratlara karşı kazandığı ilk zaferin simgesidir.
Sayfa 166 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Yakın çevresini ikna etmek isteyen Polo, bir ziyafet tertipledi. İkramların ardından Çin'den getirdiği birbirinden değerli taşları, kumaşları, takıları, baharatları ortaya serince dikkatleri iyice üzerine çekti. Özellikle kâğıt para kullanılması herkese ilginç gelmişti. Kâğıttan habersiz insanlara, kâğıt paranın felsefesini anlatmak ölümcül derecede riskliydi. Beklenen oldu ve Marco Polo ispiyon edildi. Mahkemeye çıkarıldı. Hâkim de kâğıt parayı merak ediyordu. Polo, cebindeki banknotu uzatıp “İşte!” dedi, “Kubilay Han'ın ülkesinde, altın veya gümüş yerine bu kullanılır! Madeni para kullanmak yasaktır. Aklınıza gelecek en değerli şeyleri bununla satın alabilirsiniz. Taşıması ve saklaması kolaydır. Her yıl 400 bin Bizans altını değerinde mal ülkeye girer ve ödemesi bunlarla yapılır.” Sözlerinin etkisini merak eden Polo, biraz durakladı ve şöyle devam etti: “Mesela bu kâğıt, beş kilo gümüşe bedeldir. Daha fazla dayanamayan hâkim hışımla yerinden kalkarak “Ver bakayım şunu!” dedi. Paranın altına üstüne bakarak kâğıdın içinde gümüş aradı. Göremeyince parayı yaktı ve “Hadi göster bakalım gümüşleri?” diyerek gevrek bir kahkaha savurdu. Zira dinledikleri masal gibi gelmişti. Sinirlenen Marco Polo “Gümüşlerin nereye gittiğini bilmiyorum ama beş kilo gümüşü bu kadar çabuk kaybeden aptalın kim olduğunu biliyorum.” diye tersledi. Bu cevap, ünlü gezgini hapse atmaya yetecekti.
Sayfa 156 - Timaş Yayınları, 1. Baskı