Hilal

Trampa modelini sadece insanlar değil Endonezya'nın turistik bölgelerinde yaşayan maymunlar da kullanıyor. Gerçi işin içinde biraz hırsızlık olsa da bu sevimli hadise kimsenin canını sıkmıyor. Hatta turistler için keyifli bir hatıra oluyor. Borobudur Tapınağı'na açılan ana avluya konuşlanmış maymunlar, önlerinden geçen turistlerin gözlük, anahtar, cep telefonu, şapka veya terliklerini çalıyor. Hırsızlığı yapan maymun, kenardaki duvara çıkarak mağdurun gelmesini bekliyor. Özellikle çocuklar için eğlenceli geçen bu olay, maymunlar açısından bir tür beslenme şekline dönüşmüş. Eşyası çalınanların iki seçeneği var, ya yoluna devam edecek ya da maymuna sevdiği bir yiyecek vererek çalınan malını geri alacak. Bu trampada da en önemli faktör ise maymunun ne istediğini doğru tahmin etmek zira az önce muz yediyse ve siz muz verirseniz trampa işlemi gerçekleşmiyor.
Sayfa 47 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Brezilya yağmur ormanlarında yaşayan iki yüz kişilik bir topluluk, yaşamsal ihtiyaçlarını aile ekonomisi içinde tedarik ettiğinden ne trampaya ne de fiziki paraya gerek duyuyor. "Düz Kemikliler" adlı bu kabile, yiyeceklerini ok ve yay kullanarak sağlıyor. Depolamaya gerek duymadıklarından her sabah ormana girip istedikleri şeyleri temin ediyorlar. Sadece süs eşyaları için para gerekiyor. O zaman da ceviz topluyor ve komşu kabileden trampa yoluyla aldıkları gazoz kapaklarından kolye yapıyorlar. Kulübelerinin çatısı palmiye yapraklarından ibaret, hiç mobilyaları yok, aynaları yok, konforlu yatakları yok, muslukları yok. Yirmi beş yıldan uzun süredir onlarla yaşayan dil bilim profesörü Dan Everett, üç sesli ve sekiz sessiz harfle gayet mutlu yaşadıklarını aktarıyor. Zira parayla tanışmamış insanlar, ekonomik açıdan gelecek kaygısı taşımıyor.
Sayfa 45 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Hele bir de savaştaysanız hangi yüzyılda yaşadığınızın, liberal mi yoksa komünist mi olduğunuzun önemi kalmayacak çünkü ekonomik modeliniz zaman makinesine binerek kahramanlar çağına dönecektir. Örneğin Sırpların, Saraybosna'yı kuşattığı 1992 ile 1995 yılları arasında ihtiyaçların büyük kısmı trampayla karşılanmıştı. Avrupa'nın utanç duyduğu o zorlu günlerde yumurta 3, kutu kahve ise 100 dolara fırlamıştı. Ekmeği sorarsanız her zamanki gibi karneye bağlanmıştı. Milyonlarca insan can derdine düştüğünden sağlıklı bir inek, altın madeni kadar değerliydi. Sabah sağdığı sütü çarşıya getiren bir çiftçi, istediği her şeyi trampayla alabilirdi. Para gerekmezdi. Zira ekmeğin silahtan kıymetli olduğu o vahşi ortamda, maaş ödemelerinin büyük bölümü parayla değil erzakla yapılırdı. Ekonomik krizlerin sonuçları da savaştan farklı değildir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela, yakalandığı hiperenflasyon hastalığını atlatamayınca milli parası öldü. Başkent Caracas'a yolunuz düşerse saç tıraşı olmak için cebinizdeki paraya güvenmeyin. Mutlaka yanınızda beş muz veya iki yumurta bulundurun. Ayrıca arabanızı park etmeden evvel bir somun ekmek tedarik etmenizde fayda var.
Sayfa 45 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
Tarım Devrimi'nin ardından dünya nüfusu beş milyona yaklaştı. İnsanlar küçük topluluklarda yaşamaya devam ediyor ancak aile ekonomisi kabına sığmıyordu. Nereden mi biliyoruz? Günümüzde yapılan araştırmalar bir insanın en fazla 150 kişiyle dostluk, sevgi, nefret, hayranlık veya kıskançlık gibi bağlar geliştirebileceğini söylüyor. Yani bir topluluğun sayısı bu rakamın üzerine çıktığı zaman yabancılaşmayı, yabancılaşma ise alışverişi gerektirmekteydi. Atalarımız için de geçerli olan bu olgu, ihtiyaçların bedelsiz karşılanmasının sonu demekti.
Sayfa 43 - Timaş Yayınları, 1. Baskı
“Geleceği tahmin etmenin yolu, onu icat etmektir.”
Sayfa 41 - Timaş Yayınları, 1. Baskı