Bir hocam bana, ‘Zekanı mirasyedi gibi harcıyorsun!’ demişti. Doğru... Zekamı har vurup harman savurdum ve nihayet iflas ettim... Hiçbir şeyim kalmadı... Ben zekayı radyum gibi bitip tükenmez bir cevher sanıyordum...
İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...
O, insanların daha güzel bir dünyada yaşamasını istiyordu. En azından bu ideale inanmıştı. Ama böyle bir dünya kurulabilir miydi? Doğasında bencillik ve yıkıcılığı taşıyan insanoğlu birbirine elini kardeşçe uzatabilir miydi?