-Mutsuz olmayı kim ister ki?
-Kimse istemez ama yolun bir yerinde yorulur ve teslim olur. Eğer sen de böyle yapacaksan çekilirsin köşene, eğersin başını, mutsuzluğuna kırk tane de bahane bulursun, geçer gider... Merak etme bahane yaratmakta hayatın üstüne yoktur. Düşünsene, ölümlü bir dünyada yaşıyoruz. Sadece bunu bilmek bile mutsuz olmak için yeterli değil mi?
Mutluluk ne tuhaf bir şeydi... Mutlu olmak için bir yığın mutsuzluğu, acıyı yaşıyordu insan; ağır, çok ağır bedeller ödüyordu ve sonra mutlu olduğunda o geçmişi hatırlayıp tekrar acı çekiyordu. Arada sırada kaşınan bir yanık izi, yağmur yağınca sızlayan eski bir kırık yeri gibiydi mutlu olmak. Salt mutlu olmak diye bir şey belki de yoktu. Ama salt mutsuzluk vardı.