Yıllardır bu kitabı her gördüğümde, nedenini bilmediğim bir antipati hissi duyuyordum. İçeriğinin ne olduğunu bilmesem bile inanılmaz bir önyargım vardı bu kitapla ilgili. Yıllar içinde bunun sebebini anladım aslında. Çünkü kitabı okuyan ve aşırı beğenen, öve öve bitirmeyen, el üstünde tutan insanların profili genelde benim anlaşamadığım insan gruplarından oluyordu. Düşüncem de buydu ki, büyük ihtimalle okurlara duygu pompası yaşatan, altı boş kitaplardan biri bu da. Ki bizim okurlar da bayılır böyle kitaplara: sıfır derinlik, ful duygu.
E, niye okudun madem? - diye soracak olursanız; bu seneyi, ertelediğim ya da hakkında bilgi sahibi olmam gerektiğini düşündüğüm kitapları okuma senesi olarak değerlendirmeye çalıştığımdan bu kitabı da okudum. Yalan yok, ilk sayfaları güzel bir şey vaat etmedi de değil. Fakat ilerledikçe zerre yanılmadığımı da fark ettim. Tamam, bunun bir tarihi-edebi roman olduğunun farkındayım ama koskoca imparatorlukların, hanedanlıkların, devletlerin tarihindeki en 'baba' olayları, adeta kıraathane muhabbetlerinde duyulan hikayelerle anlatması çok kötü tat bırakıyor damakta. Ve en kötü tarafı böyle kitapların okurları da sayı olarak fazla ve gerçekten beyninde, bilinçaltında böyle bir hikaye şekilleniyor, böyle olduğuna da inanıyor sonra.
Kitabın türk düşmanı olmasına şaşırmadım aslında, sorunum o değil. Yazarın kimliğini düşünürsek, çok normal. Sorunum, çok sayıda duygu bekleyen beyine hitap edeceğim, çok okunacağım düşüncesiyle, kitaptan derinlik bekleyen keskin beyinlerle alay etmesi yazarın.