Bazen nefes almaya bile vakit bulamazsın, hayatın koşuşturması içinde mutlu olmadığını düşünüp, eski güzel günleri yâd edersin... Belki de gelecekte yaşayacağın güzel günleri düşlersin. Dostlarından, yakınlarından seni düştüğün çukurdan çıkarmasını beklersin. Ait olmadığını düşündüğün bir yerde kim olduğunu, neleri sevdiğini bulma arayışı içinde oradan oraya savrulup bu macerada yalnız olduğunu düşünürsün ya... Belki yaşadığın, yaşamadığın, yaşayamadığın çoğu şeyi içine atıp göstermemeye çalışırsın. Yalnız kalırsın, kalabalığın içinde. O halde bile nicelerine ya da sadece birine ilham olur kendine hayran edersin de bunu sen bilmezsin. Ben sana bunu hatırlatmaya geldim.
Çook eskiden okumuş olsam da aynıdır Aytmatov satırları. Alır seni bozkırlara. O ıssız, engebeli arazinin içinde nice mahlukata can suyu vermiş bulutlara. Bir millete vefayı hatırlatır; saygıyı, kültürüne sahip çıkmayı...
Yüce bir adamın, sıradan bir kalem mürekkebiyle hayat bulan genç: Yedigey. Belki çok severdi dostu Kazgangap'ı, yaşarken. Belki yarı yolda bıraktı onu gençliğinde, belki de yumruk yumruğa kavga ettiler günün birinde. Kim bilir hiç kötü söz söylemediler birbirlerine. Bu bizim hikayemizin öncesi. Kim bilebilir ki bir romanın ilk sayfasının öncesini. Ne oldu bilinmez, olur ya Cengiz bile bilmez... Bildiğim şey Yedigey'in yozlaşmış bir kültürde hayatın karşısına çıkardığı bütün zorluklara rağmen devam ettiği o yolculuk. Her anda, mekanda belki de en yakın soluğun yüzlerce kilometre uzakta olduğu bir istasyonda kendinden bir şey bulabileceğin bir yolculuk.
O yolculukta Yedigey'in ruhuna ortak biri çıkmadı belki ama onu tanıyan herkesin ruhuna ortak oldu o. (Bu kitap hakkında inceleme yazmamı teşvik eden, bunu okumasını istediğim tek kişiye..)