Çaresizlik içinde kıvranan ruhların ıstırabını anlatan eserde, yalnızca tek bir kalp duruncaya kadar konuşuyor sonra da eserin yazarı söz alıp hikayenin sonunu bizlere anlatıyor.
"bu boğucu gök altında yaşamak, bu iklimden çıkmamızı ya da kalmamızı buyurur birinci durumda oradan nasıl çıkıldığını ikinci durumda ise neden kalındığını bilmek söz konusu. " der üstad camus. tabii sonrasında bu iklimde kalmanın bir bilgi meselesi olmadığını da açıklar tabii. umut tuzak! umut etmeden de tutunabilir insan. yaşamın belirsizlikleri, çelişkili halleri, olagandışı tarafları iklimde kalmaya yeter. tanrıların sonsuzca taş yuvarlamaya mahkum ettiği sisiphos'un tepeye çıkardığı taş, tekrar aşağıya yuvarlanirken gördüğü umut değildir. taşın her bir kıvrımı, parçası tepenin görkemi, sesler, taştan kopan parçalar, taşa dokunduğunda hissettirdikleri. üstatla başladık onunla bitirelim " tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir."
"Don" romanında politik insanı düş gören insan ve düş gören insanı Politik bir insan olarak ele alan bununla beraber bu iki varoluş tutumunu birbirine karşı sonsuza dek sorgulayarak ele alan düşüncenin en büyük örneklerinden biri var karşımızda. Politik insan platon' un kullandığı bir kavram. Topluluk halinde yaşayan insanı imleyen bir kavram. Düş gören insan kavramıysa insanın tekil/bireysel olan yanına isabet ediyor. Roman boyunca delilik ve dahilik sınırında gidip gelen ve heidegger'in kavramıyla içine fırlatıldığı kültürle yapısal sorunları olan sanatçıyla ilk elden olmadığı besbelli tanışıklık durumunda kalıyoruz. Sanatçının hırçınlığının ve şiddetinin sebebi "yapmak" isteği veya arzusu. Eseri okumak zor olsa da sayfaları çevirdikçe belirginleşen siluette bu isteği coşkunca hissedebilirsiniz.
"bir ihtirasın çok derine geçmiş bir hayat tecrübesinin arasından etrafa baktığı için gördüklerini daha iyi anlıyor görüş zaviyelerini ayarlamasını biliyordu. zaten yalnız kendisine ait şeyler de acemi, çolpa ve ölünceye kadar hasta veya çocuk kalmaya mahkum yaratılışlardandı. " beni de anlatmış üstad. ismine aldanmamak lazım hiç de huzur veren bir kitap değil yazarın deyişle" bu teşebbüs içinde kendisine ait her şeyi bütün hatalarını mücrim hareketlerini hele kendisinin bu anlarda hiç anlamadığı taraflarını seyretsin diye tutulmuş bir aynaya benziyordu" kesinlikle bir ayna...
Kitap Zizek'in hiçten az kitabında da bulunan üç başlıktan oluşuyor bu sebeple asıl kitabı almak ve okumak makul olanı. İçeriğe gelince tinin görüngübilimi okumuş birisine okuma rehberi olabilecek bir kitap olmuş özellikle mutlak bilme başlıklı yazı dikkate değer önermeler içeriyor ve hegel'i anlamaya bir adım yaklaşmayı sağlıyor.