'Sen hiç kendi alın terinle bir şey yapmadın. Babanın kazandığı birgelirle yaşadın. Sen sümsük kuşlarının üstüne çullanıp yakaladıkları balıkları aşıran bir deniz kuşu gibisin. Adına hükümet dedikleri şeyi kuran, bütün diğer insanların efendisi olan ve başkalarının kazandığı ekmeği yiyen ve bunu tek başlarına yemekten hoşlanan o insan topluluğundan birisin. Sen sıcak tutan giysileri giyersin. Giysileri onlar yapar, ama kendileri paçavralar içinde titreşirler ve senden paranı idare eden avukattan ya da danışmandan iş isterler.'
'Yaşamın kargaşa olduğuna inanıyorum. Ekmek mayası gibi, devinen ve bir dakikalığına, bir saatliğine, bir yıllığına ya da yüz yıllığına devinen, ama sonunda sevinmeyi bırakacak bir şey, bir maya gibi. Devinmeyi sürdürebilsin diye büyük küçüğü yer, gücünü yitirmesin diye güçlü zayıfı yer, en fazlasını şanslı olan yer, en uzun da o devinir.'
Koluyla geminin orta yerinde birtakım halatlarla uğraşan bir grup tayfaya doğru sabırsız bir işaret yaptı.
' Onlar deviniyor, denizanası da deviniyor. Devinmeyi sürdürebilelim diye yemek için deviniyorlar. Karınları için yaşıyorlar ve karınları da onlar için var. Bu bir döngü: Hiçbir yere varamazsın. Onlar da varamaz. Sonunda hepsi durur. Artık devinmezler. Ölmüşlerdir.'
"Ömrüm boyunca hiç kaba el emeği harcamamış ya da bulaşıkçılık işi yapmamıştım. Yaşamım boyunca kendi halinde, olaysız, yerleşik biçimde yaşamıştım; düzenli ve doyurucu bir gelire dayanarak köşesine çekilmiş bir edinin yaşamıydı tam da. Hareketli yaşam ve atletik sporlar asla ilgimi çekmemişti. Çocukken babamın ve kızkardeşlerimin beni adlandırdığı gibi, her zaman bir kitap kurdu olageldim. Yaşamımda yalnızca bir kerecik kamp yapmaya gittim ve orada da neredeyse daha başında gruptan ayrıldım ve bir çatı altının rahatlığına ve olanaklarına geri döndüm. Şimdi ise beni bekleyen masa kurmak, patates soymak ve tabak yıkamak gibi berbat ve sonu gelmez işlerle buradayım. Üstelik dayanıklı birisi de değildim. Doktorlar hep narin bir bünyem olduğunu söylerlerdi, ama ben ne bünyemi ne de bedenimi egzersiz yaparak geliştirdim. Kaslarım bir Kadınınki kadar çelimsiz ve yumuşaktı ya da beni Kültürfiziğe heveslendirmeye kalkıştırdıklarında doktorlar defalarca böyle demişlerdi. Ama ben bedenimden çok kafamı kullanmayı yeğlemiştim ve şimdi de beni bekleyen zorlu yaşama zerre kadar uygun olmaksızın buradayım işte."
"Kuzey topraklarının yalnızlığından sonra Santa Clara Vadisi'nde hayat çok karmaşıktı. Uygarlığın bu karışık, belirsiz ve çetrefilli karmaşasının istediği en önemli şey kontroldü, kendini dizginleyip sınırlamaktı; benliğin, havada uçuşan incecik bir örümcek ağı gibi hassas, titrek, müteraddit ve temkinli ama aynı zamanda çelik kadar sert ve katı olması."