Beynelminel ideallerle, kendini sahici kılan gerçeğe yüzünü dönen bir karakter Şehsuvar Sami. Vatan, millet, eşitlik kavramlarını sevdiği kadına tercih ederek adanmış bir ömür ve sonrasında doğan pişmanlıklarla muhtevasını pekiştirmiş olan "Elveda Güzel Vatanım"; şuurumda kalıcı bir iz bırakacak, edebi derinliği fevkalâde yüksek olan bir romandır.
(Kral adamdı Şehsuvar Sami ama ziyadesiyle doyamadı yaşamına. Vatan diyerek can aldı, kan verdi ama ziyadesiyle doyamadı aşkına. Ester için bir mâzi olarak kaldı artık. Geniz yakan bir tortu gibi, acı veren bir gerçeklik olarak...)
Asıl acı olansa bu tartışmaların insanlık tarihi boyunca ısrarla tekrarlanmış olması. Yüzümüzde bitmiş bir çıban gibi bize illet olması. Afro - Amerikalı ile bir beyazın kavgası, İRA ile Ulsteer Volunteer Force veyahut Sünni ile bir Şii'nin mezhep kavgası vb... Ve bu kavgaların ironik amacı: kişinin kendi mutlak düşüncesini sahici kılmak. Gelecekte değişebilmesi muhtemel olan düşüncesini, hayatın merkezine koymaya çalışmak. Halbuki geçmişte yaşanan kölelik bile günümüzde nefret edilesi bir olgu değil mi? Peki nedir bu modern kölelik konusu. Değiştirilmiş gerçeklik mi? Geçmişten günümüze yaşanan bu tarz olayları okudukça, günümüz yaşantısında, canımızı sıkan konuları değiştirmeye çalışmak bana boşa kürek çekmek gibi geliyor. Acı olan ise, ben de yukarıda bahsettiğim tiplerden biriyim. Hiçbir şeyi olduğu gibi bırakamıyoruz. Varlığımızla bile kendimize ve çevremize, değişimin bir öncüsü olarak hizmet ediyoruz.
Türkiye, doğusundaki aynaya bakınca şişman olduğunu, batısındaki aynaya bakınca da kemiklerinin sayıldığını düşünen, üstüne giydiği hiçbir şeyi kendine yakıştıramayan, bulimik ve depresif bir genç kızdı. Yirmi yıl boyunca boğulacakmış gibi yiyip sonra pişman oluyor, bir yirmi yıl da boğazını kanatana kadar kusup sonra yeniden yemeye başlıyordu. Genellemeler yapmanın da hastalıklı bir eğilim olduğunu biliyordum ama bir toplum, devletini kurduğu gün kendini zaten genellemiş oluyordu.
Türkiye, doğusundaki aynaya bakınca şişman olduğunu, batısındaki aynaya bakınca da kemiklerinin sayıldığını düşünen, üstüne giydiği hiçbir şeyi kendine yakıştıramayan, bulimik ve depresif bir genç kızdı. Yirmi yıl boyunca boğulacakmış gibi yiyip sonra pişman oluyor, bir yirmi yıl da boğazını kanatana kadar kusup sonra yeniden yemeye başlıyordu. Genellemeler yapmanın da hastalıklı bir eğilim olduğunu biliyordum ama bir toplum, devletini kurduğu gün kendini zaten genellemiş oluyordu.