Yine bir Sabahattin Ali kitabi ve yine müthiş bir roman
İnsan, açıklamakta zorlandığı davranış ve düşüncelerine bir kılıf uydurmakta, bahaneler üretmekte her zaman bir numaralı varlıktır.Başkalarına söylediğimiz bu yalan bahaneler, zaman geçtikçe tutunacağımız bir dal haline dönüşür.Kendi yalanımıza bile inanır hale geliriz.Sabahattin Ali de öyle bir karekter çizmiş ki bize, irade yoksunluğunu “içimdeki şeytan” diye adlandıran, her fiilini bu şeytani güce bağlayan omer...
Her sayfasında altı çizilecek cümleler ,her defasında yaptığı betimlemelerle beni kendine hayran bırakan cümleler ile dolu olan bu kitap.
Roman, bir vapurda, Ömer ve Nihat’ın konuşması ile başlar. Hayattan ve her şeyden sıkıldığını, hiçbir şeyin artık kendisini heyecanlandırmadığını anlatmakta olan Ömer, bir anda vapurda bir kız görür ve ona ilk görüşte aşık olur.
Ömer, kızla konuşmaya gittiğinde büyük bir şaşkınlık yaşar. Kızın yanında Emine teyzesini görünce, onun uzaktan akrabası olduğunu anlar ve uzun süredir ihmal ettiği akrabalarının evine yeniden uğramaya başlar.
Uzun konuşmaları ve romantik davranışlarıyla isminin Macide olduğunu öğrendiği kızı etkilemeyi başaran Ömer, onunla bir ilişki yaşamaya başlar. Fakat, kısa sürede bu ilişki çok farklı bir hal alır.
İstanbul’a konservatuarda okumaya gelen Macide’nin babasının ölümü ve Balıkesir’de bulunan ailesinin ona maddi yardım yapamaması, Ömer ile ilişkisi ile birleşince, Macide akrabalarının evinde bir “sıkıntı” haline gelir. Emine teyze Macide ile ciddi bir konuşma yapar ve bu konuşmayı gururuna yediremeyen Macide, Ömer’in evinde yaşamaya başlar.
Bunu bir “evlilik” olarak adlandıran Macide ve Ömer, ciddi maddi sıkıntılar içinde hayatta kalmaya çalışır. Ömer’in, başta Nihat olmak üzere, tuhaf fikirli arkadaşlarıyla ve çevresiyle sık sık