Ancak insanoğlu haiz olmanın tutmak olmadığını ve malik olmanın korumak olmadığını unutur her zaman: Nerede ayaklarının altında bir toprak hissetse, oraya evini kurar ve ağaçların kökleri aracılığıyla vatan toprağına tutunmak ister.
Ah, onu ne kadar seviyordu yarabbi, ne kadar ateş ve arzuyla seviyordu. Onun en manasız şeylerinr bile özel tutkusu vardı. Onun bir düğmesi için kalbinde zaaflar, bağlar buluyor, şömizyesinin kıvrımları, dikişlerin nezaketi, kolundaki küçük düğmeler, nihayet bütün bu değersiz şeyler için onda başka bir cazibe yükseliyor, hepsine ayrı ayrı âşık oluyordu.
Uygarlığın temelini bir sınıfın bir başka sınıf tarafından sömürülmesi oluşturduğu için, uygarlığın tüm gelişimi de sürekli bir çelişki içinde sürer. Üretimdeki her ilerleme aynı zamanda ezilen sınıfın, yani büyük çoğunluğun koşullarında bir gerilemedir. Bir sınıftan yana her iyilik diğeri için kötülüktür, bir sınıf için her yeni özgürleşme bir diğeri için yeni bir baskıdır.
Değişimin, tehlikenin ve güçlüklerin altından zihinsel çokyönlülükle kalkılması görmezden geldiğimiz bir doğa yasasıdır. Çevresiyle tam bir uyum sağlamış bir hayvan, kusursuz bir düzenektir. Alışkanlık ve içgüdü işe yaramaz hale gelmedikçe, doğa zekâya hiçbir zaman başvurmaz. Değişimin ve değişim gereksiniminin olmadığı yerde zekâ da olmaz. Ancak çok çeşitli gereksinimleri ve tehlikleri gidermek zorunda kalan hayvanlar zekâdan yararlanırlar.