Öğrendim ki;
İnsanlar dediğinizi unutur, insanlar yaptıklarınızı unutur,
Ama İNSANLAR ONLARDA BIRAKTIĞINIZ HİSSİ ASLA UNUTMAZLAR…
Öğrendim ki;
Her ne olursa olsun,
Bugün ne kadar kötü gözükürse gözüksün..
Yaşam devam ediyor.. Ve, yarın daha iyi bir gün olacak…
Maya Angelou
Onca ayrılığa onca uzaklığa rağmen çocukken başlayan bir arkadaşlık, bir dostluk bütün zorluklarına rağmen bir ömür süren birbirlerindeki tüm zıtlıkları içine sindiren ve her daim güvenilen sadece ölümle son bulabilen bir dostluk
Kasım ve Mehmet aynı yıl (1618) aynı günde farklı şehirlerde doğan iki bebek. Kasım'ın babası sarayda hekimbaşı. Mehmet'inki ise Malatya'da Nakşibendi şeyhi. Hekimbaşının Malatya'ya sürgüne gönderilmesiyle kesişen hayatları ve bir ömür süren kadim dostlukları. Oysa çocukluktan itibaren o kadar farklılar ki birbirlerinden. Kasım dünyaya bağlıdır sıkı sıkıya, gülmek, eğlenmek, hat sanatçısı olarak sarayda kendine bir yer edinmek en büyük hayalidir. Mehmet'se alabildiğine öfkelidir sürekli bir arayış bir sorgulama içindedir ama en büyük hayali Yunus Emre gibi içten ve coşkulu şiirler yazarak iyi bir şair olmaktır. Birlikte günler büyük bir mutlulukla geçerken ve bu iki can bütün farrklılıklarının üstüne bir çizgi çekip ortak noktalarda buluşup dostluğun ve sevginin letafetine her yeni gün bir yenisini eklerken ne yazık ki Kasım'ın babasının vefatı üstüne tekrar İstanbul'a dönmeleri sebebiyle bu dostluk kesintiye uğrar belki fakat hiç bitmez. Bundan sonra mektuplar bağlar iki dostu birbirine. Oysa ikisi de henüz on yaşındadır.
Kasım Enderun mektebine gitmekte hayaline kendini bir adım daha yakın hissetmektedir. Mehmet'in ise arayışı hâlâ sürmektedir. Babasının beklentisinin aksine Nakşiliği değil Halvetiliği seçmiştir ruhu ancak orada huzur bulmaktadır. 19 yaşındayken bağlı olduğu şeyhi vefat eder yeni şeyhi ise pek sevmez büyük bir boşkuktadır. Arayışını ve gönlündeki boşluğu zahiri ve batınî ilimleri beraber öğrenmek suretiyle dolduracağı fikriyle her şeyi geride bırakarak yollara düşer. Diyarbakır'da tasavvuf ehlinden pek hoşlanmayan
Yazmak da, okumak da birer sorumluluktur. Çünkü insan hayatı baştan sona ve başlıbaşına sorumluluktur. O halde yazıyor olmayı da bir sorumluluğu yerine getirmek diye anlamalıyız. Sorumluluk dediğimiz bir şeyi söylemek zorunluluğunun sorumluluğu olduğu kadar, o söylenenlerin neye mal olduğunu bilmenin de sorumluluğudur.
(e-pup 18)