Balamir

Balamir
@Der_saadet

Balamir

, bir kitap okudu
8/10
·243 syf.·
2022 7. kitabı
İsmâil Hâmî Dânişmend
9.3/10 · 74 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Arminius Vámbéry'nin Türkistan'da yaptığı seyahatlerin haritası. Muhtemelen kitabın orjinal baskısında yer almış. gutenberg.org/files/41751/417... Kaynak: gutenberg.org/files/41751/417...
İmar-ı Belde Belası
Bir asırdan beri devam eden olaylar silsilesi, Mimar Kemaleddin'in kaleminden: "Bir zamandan beri İstanbul'un başına bir de imar-ı belde belası arız oldu (zevâsı?). İstanbul son inhitat devirlerinde imar nâmı ile ne cahilane, ne zalimane harabilere uğradı. Selim-i Salis'ten sonra eski Türk sanatının incelik ve temizliği ile bütün bir ruh-u milliyi husule getiren asar-ı takdir olunmayarak Frenk tesiratı, Garb'ın nokta-i nazariyle galisleşmiş hisler ile görülmeye başlandı. Asırlardan beri tekamül ede ede satıh tezyinatının en müterakki, en tarihi kıymettar âsârını bırakan koca bir sanat, nefis bir marifet çirkin görünmeye başladı. Bunun yerine alafranga kalemler; duygusuzluklar tercih olundu." Metnin transkripsiyonu pek temiz gözükmedi, onu da ekleyeyim.
Sayfa 9
Bekle bizi Istanbul
Dün ikindi vakti fena halde korktum. İspanya-Amerika savaşını okuyordum. Bir de bum! demesin mi? Kendimi Havana'da falan zannettim, fırladım, bu düşünceyi def ettikten sonra bizim Sabah yazarları aklıma geldi. Zavallı meslektaşlarım Matanzas bombardımanında ne yaptılar diye düşünürken Ajans Enternasyolden telgrafnameleri aldım. Matanzas, 19 Nisan (1898) Sabah habercileri şehrin topa tutulduğu müddetçe uyumuşlardır.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Tarih
otel salonunda babil kulesi halkı, on sekiz bin sene sonra tekrar içtima etmişti. ipten, kazıktan kopmuş ne kadar serseri varsa bir smokin tedarik etmişler, burada büyük işlere giriyorlardı. şehrimizin en düz, en uzun, en muntazam bulvarı olan karaköy köprüsü'nün üstünde kimseler yoktu. küre-i kamer, köprünün iki sıra elektrik fanuslarını cansız, mecalsiz bırakıyordu. haliç'e nazır tepeler, kubbelerin, kubbeciklerin, minarelerin, yangın harabelerinin; mukassî siyah haneciklerin silüeti ayın ziyası içine dalmış, ziya içinde kalmış, batmış gibiydi. bu gecenin gündüzden farkı yoktu. istanbul, bir rüyalar şehri gibi, filistin ve garp cephelerinde büyük muharebeler olurken baygın, nur ve hayale dalmış uyuyordu. haliç'te sandallar, salapuryalar, eski vapurlar, öteki köhne köprü hep uykudaydılar. ara sıra bîmecâl bir bulut bâkiyesi aya sataşıyor lâkin hamûl ay, aldırmıyor, kıpırdanmaya tenezzül etmiyor ve beyhude bir-iki dakika hücumdan sonra kara bulut parçası savuşup gidiyordu. o sıra, denizdeki gümüş servi biraz gizleniyor, ortalık azıcık derde varıyor lakin hemen yine eski nurâniyet yerine geliyordu. evler, konaklar, minareleriyle birlikte camiler, sahildeki gemiler ve sandallar sanki hep birleşmiş, yekpâre bir küme, rüyâî, hayâlî bir küme teşkil etmişti.
Sayfa 85·Kitabı okudu