Sevme eylemine dair her şeyin; açık seçik birçok kavramla ve felsefeyle de ele alındığı ayrıntılı bir kitap sevme sanatı. Erich Fromm'un daha önce hiçbir yayınını okumadığımdan öncelikle yazar hakkında bölümünü okumayı uygun gördüm. Zira bir yazarın düşüncelerine hakim olan atmosferi daha iyi anlamak için hayatını da bilmek gerekir diye düşünüyorum.
Kitapta sevginin bir sanat olabilmesi için, tıpkı diğer tüm sanatların olmazsa olmazı olan bilgi ve çabanın varlığı koşuluna bağlanan bir düşünce hakimdir. Alma verme dengesinin temele oturtulması ile birini sevmekle herkesi sevmeye, kendini ve tüm dünyayı sevmeye giden bir yolculuk ifade ediliyor. Ancak sevginin bir amaca yönelik olamadığında gerçek sevginin gelişebilir oldugu, sevilen kişinin gelişip mutlu olmasının mümkün olduğu ortaya konuyor.
Sevme, ilk olarak gereksinim olarak ortaya çıkar.Bu anneden ayrılmayla başlayan sürecin ve ayrı olma duygusunun yıkıcı kaygısının birleşme ile son bulmasıdır. Ayrılmayı tam olarak psikanalitik yaklaşımda yer alan haliyle düşünmek gerekir. Anne karnından ayrılma, anneden ayrılma, memeden ayrılma...
Sevgi nesneleri bölümü kardeş sevgisi ile başlar. Herkes teoride eşittir. Aklımda Beethoven 9. Senfoni ode to joy kısmı belirdi burada hemen:) 'kardeş olun ey insanlar bunu ister tanrımız...' Ardından Freud'un psikanalitik yaklaşımına aşina olanların daha rahat anlayacağı anne sevgisi bölümü ile devam eder. Cinsel sevgi, kendini sevme dahil tüm bu nesneler arasında ilişkiler kurulmaktadır. Ancak kitabın en etkileyici bölümünün tanrı sevgisi olduğunu düşünmekteyim.
Ataerkillik ve anaerkilliğin tanrı sevgisi içinde çok etkileyici bir şekilde işlendiğini görüyoruz. Ardından tanrı sevgisi aristo mantığı ve paradoksal mantık içerisinde bir çerçeveye oturtuluyor ve bu gayet açık ve