Runevrem

^^^ her romantik ilişkinin kendine has duygusal örüntüsü olsa da, bütün romantik ilişkilerin ortak bir dinamiği vardır: sembiyoz ve bireyselleşme arayan kuvvetler arasındaki sürekli bir savaş. Sembol isteyen kuvvetleri, anneyle kurulan ilk Samnsun güvenliğine dönme özlemi; bireyselleşmiş isteyen kuvvetleri ise, yaşamı anlam verecek eşsiz ve önemli bir şey yapma arzusu kamçılar(çoğu kişide bu kuvvetler iş dünyasında ifade bulur, ki bu da bir sonraki bölümün konusudur) insanlar aşık olduklarında, birleşme ve sembol isteyen kuvvetler kazanır. İlişkilerin çoğunda, günlerle, aylarla veya yıllarla ölçülebilen bir sürenin sonunda, bireysel isteyen kuvvetler güçlenir. İlişki sembiyotik aşamada takılıp kaldığında ortaya çıkan, eşlerin birbirinden ayrı birer birey olarak benlik duygularının olmadığı, boğucu bir ilişkidir. Romantik kıvılcımın canlı kaldığı yakın ilişkilerin belirleyici özelliği, yakınlık ve güvenlik ihtiyacı ile bireyselleşme  ve öz gerçekleştirme ihtiyacının arasında bir denge kurulmuş olmasıdır. Bu ilişkilerde her iki eşit birey olma hallerinden ve ego sınırlarından o kadar Memnundurlar ki, yakınlık bir tehdit ya da tehlike unsuru olarak algılanmaz. Bu sağlıklı ilişki türü “kök ve kanatlar” benzetmesi ile açıklanabilir “kökler” ;yakınlığı, birlikteliği, güvenliği ve bağlılığı, “kanatlar”; bireyselleşmeyi öz gerçekleştirmeyi ve kendini ifade etme simgeler. Birliktelik öz gerçekleştirmeyi destekler, öz gerçekleştirme ise birlikteliği güçlendirir. İşte bu tür ilişkilerde çiftlerin aşık olma aşamasındaki romantik kıvılcımı sonsuza kadar canlı kalır.^^^
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
^^^Aristokrat diyorsun da, Vronskiy’in  veya herhangi birinin aristokratlığı nedir, beni aşağılayabilen bu aristokratlık nasıl bir şeydir, sana sorabilir miyim? Sen vronskiy’i aristokrat sayıyorsun ama ben saymıyorum. Babası hilelerle hiç yoktan yükselmiş, annesi önüne gelenle düşüp kalkan biri… Hayır, kusura bakma ama ben kendimi ve ailelerinin geçmişlerinde en yüksek eğitim düzeyinde bulunan( yetenek ve zekâ ayrı konudur) ve babam gibi, dedem gibi bir yaşam sürmüş, hiçbir zaman hiç kimsenin karşısında alçalmamış, hiçbir zaman hiç kimseye muhtaç olmamış, namuslu 3 -4 nesil gösterebilen benim gibi kişileri aristokrat sayarım ^^^ Bende.. Levin bende bu romanın ana kahramanıdır .
^^^Eğer insan yalnızca “sahip olduğu “şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. “Olmak“ kavramında ise sahip olunan şeylerin kaybedeceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim “olmak“ tarafından belirleniyorsa, kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz.^^^
^^^ İnsanı insan olarak alır ve onun dünya ile ilişkilerini insanca kabul edersek, sevginin ancak sevgiyle güvenin de ancak güven ile kazanabileceği ve değiştirilebileceği sonucuna varırız. Sanattan zevk almak istiyorsan, bu yönde gelişmiş bir insan olmam gerekir. Eğer başka insanları etkilemek istiyorsan, gerçekten de onlar üzerinde etkili olabilecek, onları canlandırıp harekete geçirecek güçlere sahip olmak zorundayım. Diğer insanlara ve doğaya karşı olan davranışlarım, kendi gerçek bireysel yaşamın bir dışa vurumudur. Eğer sevdiğim halde, karşımda bir sevgi doğuramıyorsam, yani sevgim bir karşı sevgi üretmiyorsa; yaşamını seven bir insan olarak dışa vurma beni sevilen biri haline getirmiyorsa, sevgim güçsüz ve yetersiz demektir.^^^
^^^ İnsan olmanın; her zaman için kendinden başka bir şeye, ya da bir insana, gerçekleştirilecek bir anlama, karşılaşılacak bir insana, hizmet edilecek bir davaya, ya da sevilecek bir insana yönelmek olduğu yolundaki antropolojik gerçeğini anlıyorum. İnsan, sadece varoluşundaki bu kendini aşmayı gerçekleştirdiği zaman gerçekten İNSAN , ya da gerçek BENLİĞİ olmaktadır.^^^