Oysa ne bir başlangıç bekliyordu bizi, ne de baştan anlatmakta bulunabilecek bir teselli. Hiçbir sihirli değnek alnımıza dokunmak istemeyecekti, bıçaklar vazgeçmezdi yaralarda bilenmekten, hiçbir kapı yarına doğru açılmayacaktı gelecekte, kimse hazır olmayacaktı işitmeye... Ihanet ederek, ihanetine uğramıştık yazgının, sağ kalarak, Yaşar kalarak, Biricik, korkunç zaferlerimizi kazanmış, sonuna dek yenilmiştik. Ne yeryüzünde, ne Gökyüzünde bir karşılığı vardı yaşadıklarımızın. Onu anlatabilecek, anlamlandırabilecek bir dilimiz bile yoktu ki! Anlatmak istiyor muyduk? Suçla masumiyetin çoktan aynı küle karıştığı bu yangın yerinde hangi çığlığın bir karşılığı, yanıtı, sonu olabilirdi?
Onu son gördüğümde, ağırlaşmışçasına öne düşmüştü başı. Saçları alnını, gözlerini örtüyordu. En son korktuğum, o an bakışlarını yerden kaldırıp bana bakmasaydı. En korktuğum... En çok istediğimde buydu, bakması, görmesi, bir sözcük mırıldanmasıydı. Bir işaret, bir sitem, bir veda... Hiçbirini yapmadı. İşte böyle bıraktı gözlerini bende. Bırakacak başka kimsesi olmadığı için.
Sonra senin sesini tanıdım, sende cisimlenen kendi sesimi. Tuhaf, en korktuğum, ağlaman, yalvarman, çökmendi. Hiçbirini yapmadın. Sanki ölüm kendim için alıkoyduğum fazlasıyla dramatik bir son, edebi bir noktaydı. Ama sen şafağın sökmediği bir cümlenin orta yerinde kalakaldın. Kül rengi parıltılarla gözlerinde... Direncinin son mumunu yakıp şafağa doğru uzattın.
Başın öne düşmüştü. Yaralarına yapıştırdıkları kağıt rulolarının ortasında tuhaf bir çiçeklenmeyi başarıyordun sanki. Dalların gizlendiği iki ıslak, yalnız yıldız gibiydi gözlerin. Ben de unuttun onları. Günler, geceler boyu, yıllarca aradım. Bitirdiğimde sen çoktan gitmiştin.
Uyuklamak parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıt parçalarım karanlığa karışıyor.
İnsanların arasına dalmış gergedanlardan daha tehlikeli tek şey gergedanların arasında yapayalnız kalmış bir insandır,diyeceğim. Sen yine bir şey anlamayacaksın,susmayı ve katlamayı sürdüreceksin. Kendi aklından yaptığın yıkılmaz demir bir kafesin içindesin. Ne küfrün küfür, ne isyanın isyan. Kaderin senin o gergedan...