Aşkın en güzel, en saf, en utangaç, en çaresiz hali... Nar. Size ne çok şey kaçırabileceğinizi anlatıyor. Söylenmeyen iki kelime için. Kendine bile itiraf edemediğin iki kelime için. 'Seni seviyorum.' Ne de ekşi bir hikaye ama... Ne de tatlı... Bu hikaye nar gibi... Narı yerken ağzınızda bırakan tat gibi. Kimi zaman boğazınızı yakar, kimi zaman dünyanın en tatlı şeyi. Boş duvarlarla konuşmak gibi bazen bu hikaye. Öylesine çaresiz, öylesine şiir gibi...
Açıkçası bu kitabı bu kadar öne çıkaran şeyin kapağında Yusuf Piliç'in yer almasıydı bence.Kitap güzeldi fakat özgün bulamadım pek çünkü Gözlük kitabı ile oldukça benzerlik gösteriyordu.Kitabın
daha özgün olmasını isterdim.
"Öyle bir zaman gelecek ki," dedim, "hepimiz ölmüş olacağız. Hepimiz. İnsanların var olduğunu ve türümüzün herhangi bir şey yaptığını hatırlayabilecek tek bir insan evladının bile kalmadığı bir zaman gelecek. Sizi beni bırakın, Aristoteles ve Kleopatra'yı bile hatırlayan kimse kalmayacak. Yaptığımız, inşa ettiğimiz, yazdığımız, düşündüğümüz ve keşfettiğimiz her şey unutulacak ve tüm bunlar," elimle herkesi kapsayacak bir hareket yaptım, "boşa olacak. Belki o zaman yakınlardadır, belki de milyonlarca yıl uzakta ama güneşin çökmesinden sağ kurtulsak bile sonsuza kadar yaşamayacağız. Organizmalar bilinç kazanmadan önce de vakit vardı, sonra da olacak. Eğer unutulmanın kaçınılmazlığı seni endişelendiriyorsa bunu görmezden gelmeye çalışmanı öneririm. İnan bana diğer herkes böyle yapıyor."
Siz hiç kırıldığınız yerden tamir olup defalarca aynı yerden kırıldınız mı? Paramparçayken, tuzla buz olmuşken tekrardan parçalanmak için birleştiniz mi?
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?