dilhunböcek ☆

dilhunböcek ☆
@Dilhunbocek
Kelime işçisi.
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
98 okur puanı
Kasım 2022 tarihinde katıldı
KRAL SİSİFOS'A İTHAFEN
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2025 00:51
Sisifos, cezalandırılmış bir yaşamdır. Diğer Yunan Tanrıları tarafından cezalandırılan Kral Sisifos'un cezası, bir kayayı dağın tepesine kadar iterek taşımaktır. Sisifos bir kral olsa dahi, uyumsuz olduğundan dolayı cezalandırılmış biridir. Sisifos söyleni buradan doğmamıştır elbet. Bu yalnızca somut bir absürdizmin fantastik örneğidir. Camus; yaşamın anlamsızlığını, çokça abartılan yaşama sanatını yerden yere vuruyor, belki de kayıtsızca. Çokça düşündüğümüz her şeyin soğuk bir taşta sonlanacağını bildiği halde insanoğlu daima burnunun dikine gidiyor. İntiharın büyük bir sorun olması gerçek. Bir bardak kahve ve yaşamı aynı kefeye koyuyor Camus. Çünkü yaşamak keyif aldıklarımızdır aslında. Küçük mutluluklar yoktur, fakir tesellisi bunlar diyenler olacaktır ki çoğunluktadır. Lakin mutluluk daimi bir şey olmadığı gibi oldukça da nankör bir şeydir. Mutlu olmayı bilmeyen mutlu olamaz. Belki de mutlu olma sanatı da öğretilmeli insanlara. Çünkü mutluluk varılan bir nokta değildir fikrimce, o yolda harcanan emektir, geçirilen zamandır. Kazancın getirdiği mutluluk anlıktır. Saman alevi gibi. Süreçten keyif almaktır önemli olan. Aslında, belki de hiçbiri. İntiharın da birçok yolu var. Toplumsal intihar, duygusal intihar, onur intiharı, bireysel intihar... Tek ortak noktaları ise, Camus'a göre, yalnızca uyanış. Uyanan insan kayıtsız kalamaz. Ya intihar eder, ya da iyileşir. İntihar iyileşmekten kaçmak mıdır yoksa iyileşmek için kaçmak mı henüz bunun cevabını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, ölümün yaşamdaki en gerçek şey olduğu ve her daim ensemizde olduğudur. Kitap söylem şeklinde, o yüzden özet geçecek bir içeriği yok. Belki şahsi konuştum fazlaca, kusuruma bakmayın. Kitabı çok beğendim, bence herkes en az bir kere okumalı yaşarken :) Sisifos gibi bir kaya itiyoruz hepimiz,
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İlkel Bir Çağdaşlık
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2023 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2023 09:34
Kreutzer Sonat, Beethoven'ın kavuşamadığı aşığına yazdığı 9. bestesi olan keman sonatıdır. Sonatında acıyı, zavallı bir sevgiyi ve insanın dürtüsel anlayışını yansıtan Beethoven'dan ilham alan Tolstoy, kitaba Kreutzer Sonat adını vermiştir. Kitapta insanların ilkel dürtüleri ve ruhlarının derinliklerinde bulunan acı ile karışık zavallılıkları, tren yolculuğu yapan eski bir mahkum üzerinden anlatılmakta. Kadınlara yapılan iğrenç muameleler, toksik maskülen anlayışın dünya egemenliğine ekmek kırıntısı gibi yapışması, ahlaki çöküntünün normalmiş gibi adledilmesini oldukça çarpıcı bir şekilde anlatan Tolstoy; gerçekleri insanın yüzüne vurmakla kalmamış, ince bir alay ile de bu durumu eleştirmiş. Sanırım bundan mütevellit kitap "Toplumun ahlakını bozduğu" gerekçesiyle Rusya'da yasaklanmış ve Amerika'da satıştan kaldırılmış. Oysaki toplumun ahlakını bozan asıl şeyler: doğru olanın bilinmesine rağmen çıkarlar doğrultusunda gözardı edilmesi, çıkar bazlı düşüncenin egemenliği altında yanlış bir düşüncenin topluma doğru şekilde adledilmesidir. Hülasa, kitabı okuduğumda insanlık adına bir kez daha hüsrana uğradım. Toplumun gelişmesinin tamamen bireye bağlı olduğunu anladım. Gelişmiş bireyler, gelişmiş toplum, gelişmiş bir dünya demek. Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim. Kreutzer Sonat Lev Tolstoy
Kreutzer SonatLev Tolstoy · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
OH KAPTAN, KAPTANIM!
Puan vermedi·136 syf.··
2023 30. kitabı
Aristokrat olmaları neticesini dikkate alarak ailelerine daha fazla bağlı olduğunu söyleyebileceğimiz bir grup erkek öğrencinin kendilerini keşfetmelerini anlatan, devrimci bakış açısına bağlı bir kitap Ölü Ozanlar Derneği. "Carpe Diem" öğretisini bir grup liseli erkeğe aşılamaya çalışan Bay Keating ve öğretisi sonucu hayatı değişen öğrencilerin başına gelenler eğlenceli bir şekilde anlatılmış. "Anı Yaşa" öğretisi, hayattaki tek gayesi deliler gibi ders çalışıp ailesinin istediği mesleğe sahip olmak için çırpınan bu gençlere Midas'ın Eli gibi uzanmıştır. Ölü Ozanlar Derneğini tekrar kuran grup, tabulaşmış düşünceleri yıkarak içlerinden geldiği gibi hareket etmeye başlamışlardır. Bu ani çıkış birçok soruna yol açsa da hiçbiri bu durumdan vazgeçmemiştir. Kitapta sembolize edilen öğrenci Neil, özgürlükçü bir düşünceye sahiptir. Daha doğrusu, Bay Keating'in onu gaza getirmesi sonucu ergenliğin verdiği duygu patlamasıyla bütün kurallara karşı çıkmaktadır. Kitabın sonunda Neil'in hayalleri uğruna ölmesi beni çok etkiledi. Savunduğumuz fikirler, uğruna yaşadığımız idealler ve düşünceleri bu denli savunmak deli saçması gibi görünse de; Neil'in özgürlüğünü yaşamına tercih etmesi... Okurken "Vay beee!" Dedirtmedi değil. Bu kitabı her okuduğumda Bay Keating'in çok iyi bir şey yaptığını düşünürdüm. Öğrencilerini masanın üstüne çıkartıp her gün bulundukları sınıfa farklı bir açıdan bakmalarını söylemişti. Hadi biz de olaylara farklı açıdan bakalım. Bay Keating Neil öldüğünde hiç kendini suçlamamıştı. Olağan bir şeymiş gibi karşıladığı bu olay bir öğrenciyi hayattan koparmıştı oysaki. Bay Keating iyi bir şey yaptığını düşünse de, belki iyi bir niyetle yapsa da bu sonucun kötü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Burada Neil'in ailesi kadar Bay Keating'i de suçlu buluyorum. Evet,
Felsefe-Düşünce
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202233,2bin okunma
DÜŞÜNEN Mİ YABANDIR YOKSA DÜŞÜNMEYEN Mİ ?
9/10
·214 syf.··
2023 21. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2023 17:26
Düşünmek her insanın yapabileceği kolay bir eylemdir. Fakat doğru düşünmek herkesin yapabileceği bir şey değildir. Ahmet Celal'in en büyük hatası da buydu işte. İnsanları düşünmeye itmek yerine doğru düşünmeye itseydi, belki bu kadar büyük bir boşluk olmazdı. Köylünün o vahim ve içler acısı hali okudukça ruhuma işledi, resmen kemiklerime kazındı. O kadar habersiz ve kayıtsızlardı ki bu olanlara, Ahmet Celal'in sözlerine... Duvarlara konuşsa duvarlar çatlardı ama köylülerin anlaması için gereken şey icraatti. Bazen bazı şeyleri anlamak için yaşamak gerek derler ya, aynen o şekilde. Köylüler öyle bir ayna tutuyorlar ki bu topluma, okurken içim cız etti gerçekten. Cam fanus gibi gökdelenlerin en tepesinde yaşasak da, en pahalı kıyafetleri giysek de, en güzel arabaya binsek de, bu zihniyet değişmedikçe bu köylüler, bu modern görünümlü köylüler asla gelişmeyecek. Onlarca yıl ileriye gitsek de, bu düşünce yapısıyla her zaman yüz yıl geride kalacağız. Aydın kesimi eleştiriyor kitap. Neden hiçbir şey öğretmediniz bu insanlara diyor. Fakat ben tek suçun aydın kesimde olduğunu düşünmüyorum. Çünkü aydın kesim, karanlığın içinde parlayan bir mum ışığı gibi. Sadece belirli bir bölgeye etki edebiliyor. Şimdi bile Anadolu'nun ücra köylerinde eğitim çok zorken, onlarca yıl önce, hele de savaş döneminde aydınlardan herkesi eğitmesini bekleyemeyiz. Yaban olan Ahmet Celal ise sadece kendine yabandı. Su gibi bulunduğu kabın şeklini aldı. Hani günlüğünün ilk sayfalarında demişti ya: "Türk köylüsü durgun ve derin bir sudur." diye. İşte tam da o durgun suyun en dibine battı Ahmet Celal. Cehaletin denizinde kaybolup giden bir inci tanesi oldu.
İnsan ve Toplum
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
DAYANIKLIDIR KÖPEK KALBİ
10/10
·132 syf.··
2023 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2023 20:21
Bilirsiniz, Sovyetlerde ifade özgürlüğü oldukça sıkı tutuluyordu. Bu da güçlü kalemler ortaya çıkardı. Kendini ifade edemeyen her türlü insan kendini kitaplarına verdi. İşte Köpek Kalbi de onlardan biri. İstibdat yönetimi diyebileceğimiz bir yönetim altında yaşayan Mihail Bulgakov, kara mizah ve bilimkurguyu karıştırarak Köpek Kalbi'ni yazdı. Ağır bir hiciv kitabı olmasının yanında, bu özelliğini o kadar iyi gizliyor ki anlamak için bile çokça çaba sarf etmeniz gerekiyor. Kitap sıradan bir sokak köpeği olan Şarik'in sokak yaşamını ve alt tabakanın günlük yaşantısını anlatmasıyla başlıyor. Yine o tekdüze günlerden birinde, Şarik açlıktan sürünürken, bir adam elindeki ucuz sucukla yanına geliyor. Fakat sucuk o kadar kötü ki, köpekler dışında kimse yemez bu sucuğu. Adamın burjuva sınıfından olduğunu anlıyor ve sucuğu takip ediyor. O adamın yanında kalmaya başlayan Şarik, bir süre sonra denek olarak kullanılıyor. Ve işte o zaman anlıyoruz bu adamın bilim insanı olan ve Şarik'i denek olarak yanına alan Filip Filipoviç olduğunu. İnsan testisleri dikilmesi ve uyum sağlaması için beyninin bir kısmının deşilmesi sonucunda tuhaf bir varlığa dönüşen Şarik, işin sonunda insana dönüşüyor. İnsan olan Şarik, daha doğrusu Bay Şarikov, hayatını hatalar içinde devam ettiriyor. Ben ise okuduğum inceleme ve düşünülerce karakterler hakkındaki gizli mesajlara çok şaşırdım. Hikaye Bolşevik Devrimi öncesi toplumu anlatıyor. Ucuz bir sucuk yardımıyla sıcak yuva vaadi verilen kişi ise Lenin. Şarik'in ameliyatı ise zorlu savaş ve devrim sürecini temsil eder. Hazır olunmayan komünist sisteme uyum sağlayamayan halkı anlatan bu kitapta değişmeyen tek şey ise Şarik'in kalbidir. Cinsel dürtüleri, beyin fonksiyonları, fiziksel özellikleri bile değişen Şarik hala köpek kalbine sahiptir. Çünkü
1K
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma