Sisifos, cezalandırılmış bir yaşamdır. Diğer Yunan Tanrıları tarafından cezalandırılan Kral Sisifos'un cezası, bir kayayı dağın tepesine kadar iterek taşımaktır. Sisifos bir kral olsa dahi, uyumsuz olduğundan dolayı cezalandırılmış biridir. Sisifos söyleni buradan doğmamıştır elbet. Bu yalnızca somut bir absürdizmin fantastik örneğidir. Camus; yaşamın anlamsızlığını, çokça abartılan yaşama sanatını yerden yere vuruyor, belki de kayıtsızca. Çokça düşündüğümüz her şeyin soğuk bir taşta sonlanacağını bildiği halde insanoğlu daima burnunun dikine gidiyor.
İntiharın büyük bir sorun olması gerçek. Bir bardak kahve ve yaşamı aynı kefeye koyuyor Camus. Çünkü yaşamak keyif aldıklarımızdır aslında. Küçük mutluluklar yoktur, fakir tesellisi bunlar diyenler olacaktır ki çoğunluktadır. Lakin mutluluk daimi bir şey olmadığı gibi oldukça da nankör bir şeydir. Mutlu olmayı bilmeyen mutlu olamaz. Belki de mutlu olma sanatı da öğretilmeli insanlara. Çünkü mutluluk varılan bir nokta değildir fikrimce, o yolda harcanan emektir, geçirilen zamandır. Kazancın getirdiği mutluluk anlıktır. Saman alevi gibi. Süreçten keyif almaktır önemli olan. Aslında, belki de hiçbiri.
İntiharın da birçok yolu var. Toplumsal intihar, duygusal intihar, onur intiharı, bireysel intihar... Tek ortak noktaları ise, Camus'a göre, yalnızca uyanış. Uyanan insan kayıtsız kalamaz. Ya intihar eder, ya da iyileşir. İntihar iyileşmekten kaçmak mıdır yoksa iyileşmek için kaçmak mı henüz bunun cevabını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, ölümün yaşamdaki en gerçek şey olduğu ve her daim ensemizde olduğudur.
Kitap söylem şeklinde, o yüzden özet geçecek bir içeriği yok. Belki şahsi konuştum fazlaca, kusuruma bakmayın. Kitabı çok beğendim, bence herkes en az bir kere okumalı yaşarken :)
Sisifos gibi bir kaya itiyoruz hepimiz,