Disconnectus Erectus

Puan vermedi·300 syf.··
Beğendi
·
6 günde okudu
·
2020 24. kitabı
Nihan Kaya
8/10 · 7,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·304 syf.·
2020 23. kitabı
Dana Suskind
8.5/10 · 5,3bin okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2020 27. kitabı
·
72 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2020 00:31
Okuduğum ikinci#HakanGunday kitabından sonra artık eminim bu yazarın sınırı yok, sansürü de yok. Değişik bir hayal gücü yeteneğiyle 'yeraltını' resmediyor demek isterdim, ne yazık ki artık bütün kötülükler yerin üstünde fır dönüyor.. Acı ama gerçekle yüzleşmek de sevimsiz bir tat bırakıyor. #Az 11 yaşında bir kızın bir tarikat şeyhinin oğluna verilmesiyle başlıyor. Bu evlilik en hafifi sayılır başına gelenler içinde. (Hele ki bu kurguyu okurken olayın gerçek hali medyaya yansıyınca uykularım kaçar oldu artık.) Tesadüfler zinciri ve olayların gelip #OguzAtay a bağlanması 'yok artık' dedirtti. Ben bu kadar #OğuzAtay romantizmini sevmedim açıkçası. (Sıkı bir Oğuz Atay okuru olduğum halde sevmedim.) Bir diğer konu genel olarak Hakan Gunday'ın kitaplarındaki tavır. Ben kararsızım bu konuda bu kadar küfür, bu kadar açıklık olmalı mı? Tamam kızın başına bu geldi bu kadar detaylı anlatmasa keşke dediğim çok yer oldu açıkçası. Mesela çocuk tecavüzü konusunda medyada bazen bazı kitaplar linç ediliyor bazıları hiç görülmüyor. Sizin fikriniz nedir merak ediyorum toplumun bir gerçeği olan şiddet taciz tecavüz gibi olayları anlatmanın bir sınırı olmalı mı? Ya da anlatım gerçekleri yüzümüze vururken birilerini de teşvik eder mi? Ama şu da bir gerçek yazar yazdığı için kötülük var olmuyor, var olan kötülüğü yazıyor. Çocuğun psikolojisini o kadar güzel anlatıyor ki bu kitabı kaldırabilirseniz okuyun derim sevgili okur..
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2020 22. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2020 11:33
Ölüm hayatın gerçeği ve gece gündüz bizimle yol alırken sadece onunla yüzleştiğimizde farkına varıyor olmamız pek tuhaf. Ya da ailesinden birini kaybettiğinde kaybına üzülmekten çok ölüm sırasının ona geldiğini düşündüğü için üzülüyor olabileceğini hiç düşündünüz mü? Hepimiz sabah uyandığımızda yeni bir sayfaya başlıyor ve günü yaşıyoruz. Bazen de geçmişi taşımaya çalışırken çok yoruluyoruz. Bu yorgunlukta bir yardımcı aramak gayet doğal, çünkü baş edemiyoruz. Fakaat para karşılığı birinin beni dinlemesi, bunu iş/ticaret olarak görmesi, benim yaşadığım hayatla hiç bir ilgisinin olmaması, özellikle o sağlıkla akşam işinden evine dönerken benim ona ölüm, hastalık, sevdiklerimi kaybetme gibi kaygılarımdan bahsetmeye çalışmam bilmem kaçıncı denemeden sonra boşa çıktı ve yetkin bir terapist bulana kadar benim için o defter kapandı. Tamam psikoterapiye acımasız bir bakış açısı oldu bu kabul ediyorum yine de birine ölüm korkusundan bahsetmek için karşımdakinin de "damdan düşmüş olmasını" tercih ediyorum. Belki de bu yüzden psikoterapi öyküleri tat vermiyor bana çünkü özellikle hastalarını yazan hem yazar hem terapist rolündeki kişilerin soğukluğunu hissedebiliyorum. Bunun dışında psikanaliz yazsınlar, görüşlerini yazsınlar ben yolumu bulmaya çalışayım, tercihim bu yöndedir. Kitapla alakasız görüşlerimden anlaşılacağı gibi kitap farklı hayatların kendilerinin ya da sevdiklerinin ölümüyle ilgili kaygılarını anlatıyor. Bu özellikle şu günlerde çok anlaşılır bir durum fakat öykülerin sonunun havada kalması ve Yalom'un sık sık diğer kitaplarını övmesi beni biraz itti. Nietzsche Ağladığında kitabı benim için bir dönüm noktası olmuştu, bu kitabını öylesine yazmamıştır umarım Yalom.
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma